ALLAH DOSTU
DER Kİ-SIRR-I
YAZILMAMIŞ SIRLARIN İLKİ
YAZILACAK SIRLARIN SONU
M. DERMAN
ANKARA – 1987
"YAZILMAMIŞ SIRLARIN İLKÎ
YAZILACAK SIRLARIN SONU"
Bu risâlede yazılı olanlar, bir insanın diğerine öğreteceği şey değil...
Bu soruları az kişi sorar.
Cevabını da çok az kişi dinler.
Mukaddeme önsözümüz yoktur.
Kendisinde önsöz olanlara hitaptır.
Perdeler vardır insanın gözünde.
Perdeler vardır insanın kulağında.
Perdeler vardır insanın aklında.
Merak etmeyin bu perdelerin arkasındakini.
O perdelerin arkasından geldik arz üzerine.
Seyretmek için kendi kendimizi...
Bir gün gelecek, delip perdeyi arkasındakini görmek için...
"EL RASİHUNE Fİ’L- İLM"
Biz insanlara misaller söylüyoruz.
“Onları ilimde rasih olanlar anlar.“ "ÂYET".
Kur’ânın üç vârisi vardır.
Fatır süresinde buyurulur.
Bu üç vâris kimdir?
Her önüne gelen Kur’ân vârisi değildir.
Hazreti Musa Peygamber olduğu halde Hızır'dan ilm-i ledünn öğrendi. Kur’ân Âyetlerinin bir kısmı : Mecâzîdir. Temsilidir.
Enfüsî olanı vardır, Afakî olanı vardır.
Te'vile muhtaç olanı vardır.
Musa — Hızır hikâyesi, iki deniz ne demektir ?
Hızır kimdir.
İlm-i Ledünn ne demektir?
Kurumuş balığın dirilip suya atılması ne demektir?
Mi’rac nedir?
Kâbe Kavseyn nedir?
Namaz mü’minin mi’racıdır ne demektir?
Tevhid nedir?
Bunları milyonlarca müslümanlardan çok azı anlar.
Allah’ın ipine sarılınız. (3/103)
"VA’TESUMU Bİ HABLİLLAHİ CEMİA" bu ip nedir?
Bunları velâyet sahibi olanlar ciltlerle yazmışlardır.
Perdeli olarak...
Bugün bu kitaplardan uzaklaştık.
Kütüphânelerde güvelerle arkadaş, kendilerini kaybetmeye çalışıyorlar.
Bu hal niçin böyledir.
Bu ne demektir.
Zâhirî emirleri yapan Müslümandır.
Kemalât tevhid ile olur.
"LÂ İLÂHE İLLALLAH" demek kolaydır.
« ŞEHİDALLAHÜ İNNEKE LÂ İLAHE İLLALLAH » demek irfan işidir.
Kur’ân-ı Kerîm’de insanın yaradılışı hakkında bir çok haberler olduğu gibi.
Terkib ve yaradılış malzemesi olarak da malûmat mevcuttur.
Bu âyet-i kerîmelerde üç esasın tecellîsi gizlidir :
1- Allah’ın murad ve arzusu.
2- Bildirdikleri.
3- Allah’ın kudreti. Gücü.
Yaradılışta, mekânda bulunan malzeme olarak bildirilenler Şunlardır:
1- Tıyn : Sıcak çamur. “Lav”
2- Salsal : Ateşte yoğrulmuş gibi sıcak kuru çamur.
Ateşte yoğrulmuş yani yanmış kızgın ve yek diğerine yapışmış kuru "maden kömürü yandıktan sonra yekdiğerine yapışmış gibi."
Lavın soğuması, suyunu kaybettikten sonra âdeta sünger manzarası almış gibi.
3- Hame : Sûretlenmiş neşv ü nemâya uygun kara balçık.
4- Turab : Bugünkü toprak.
Yani yukarda zikredilen safhaların sonunda zamanla intikale uğramış.
Münbit hale gelmiş toprak...
Bu duruma göre bu devirde canlı ve nebatat var demektir.
Bunlardan başka da şunlardan bahsedilmektedir.
1- Nutfe = Meni.
2- Alaka = Pıhtılaşmış Kan. Burası çok mühimdir.
3- Su = Min Maa.
4- Tek Bir Can. MÎNNEFSİN VAHİDETÎN.
5- Müsbet. Menfi. Dişi. Erkek “Zevceyn”
Şimdi bunların genişletilmesine geçelim:
1- "İZ KALE RABBÜKE LİLMELAİKETÎ İNNÎ HALİGUN BEŞEREN MİN TIYN"
إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِن طِينٍ
---“İz kale rabbüke lil melaiketi inni halikum beşeram min tiyn : Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım.“ (Sâd 38/71)
"Cenâb-ı Hakk Meleklerine söyledi. Ben sıcak çamurdan insan yaratacağım!".
“Allah'ın Murad ve Arzusu.” "İstikbalde"
Burada "Tıyn" sıcak çamur.
Arz teşekkül ettiği zaman sıcaktı.
"Tıyn" Burada “Lav”'dır.
Bu âyette murad vardır.
İstikbalde yaratacağım.
"Tıyn" de evvelden yaratılmış mânâsı vardır.
Tıyn mevcuttur.Hakk’ın kün emriyle yoktan var olan kâinâtta...
Aradan uzun yıllar geçti.
Tıyn değişti. Soğudu.
Arzın kabuğu husül buldu.
"Kant-laplace" Nazariyesi.
Mekânsızlıktaki oluşları, mekândaki zaman ölçüsüne vurduğumuz zaman, milyarlarca yıllar ortaya çıkar...
En basit olarak, elektrik ve ziyânın saniyedeki sürati üçyüzbin kilometredir.
Bunu mekânda zaman ölçüsü olarak bir an olan saniye ile ölçmek aczi derecesine düştüğümüzün, kimse farkında değildir.
Mekânda herşeyin, her varlığın, her maddenin bir oluş müddeti vardır. Dünyada her şey bu müddet ile mütalâa hududuna girer.
2- "VE LAKAD HALAK NEL İNSANE MİN SALSALİN MİN HAME İN MESNUN."
"İnsan Salsal'den halk “Edildi”"
Neden halk edildiği bildiriliyor.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
---“ Ve le kad halaknel insane min salsalim min hameim mesnun : Andolsun biz insanı, “pişmiş” kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.“ (Hicir 15/26)
"HALAKAL İNSANE MİN SALSALİN KEL FEHHAR"
“Yaratacağım” Murad ve arzusunun haberi.
خَلَقَ الْإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ
---“ Halekal'insane min salsalin kelfahhari. : Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.“ (Rahmân 55/14)
İnsanı ateşle yoğrulmuş gibi kuru çamurdan “Yarattı”.
Çamuru halk etti ondan sonra yarattı.
Malzeme bildiriliyor. “Kudret”
Burada "Salsal" sıcak kuru çamur, “soğumuş lav”.
3 — "HAME" biçim verilmiş, sûretlenmiş neşv ü nemâya uygun karabalçıktan “Yarattık” "Kudret".
"MİN HAMEİN MESNÜN"
Arz teşekkül etmiş.
Her şeyin olabileceği bir kıvama gelmiştir.
İlk evvel bu devirde:
"HALAKAL CANNE MİN MARİCİN MİN NAR".
وَخَلَقَ الْجَانَّ مِن مَّارِجٍ مِّن نَّارٍ
---“Ve halekalcanne min maricin min narin. : Cinleri öz ateşten yarattı.“ (Rahmân 55/14)
"Cini hâlis alevden yarattı"
Cinler insandan evvel halkedilmiştir.
İlk devrin iklimine uygun arzda, insan yaratıldığı zaman iklim değişmişti.
"HAME" teşekkül etti.
O zaman cinler görülmez oldu.
Buharın soğukta görünür, sıcakta görünmez olduğu gibi; vasat değiştiği için "NAR" dan yaratılan görünmez oldu.
4 - KEMESELÎ ÂDEME HALAKAHÜ MÎN TÜRABIN.
Âdemi topraktan “Yarattığı” gibi.
"TURAB" toprak.
Bugünkü toprak:..
إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِندَ اللّهِ كَمَثَلِ آدَمَ خَلَقَهُ مِن تُرَابٍ ثِمَّ قَالَ لَهُ كُن فَيَكُونُ
---“İnne mesele iysa indellahi ke meseli âdem, halekahu min türabin sümme kale lehu kün fe yekun : Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi.“ (Âl-i İmrân 3/59)
Hülasa olarak:
1- Tıyn : Sıcak çamur “Lav”.
2- Salsal : Kum çamur. Kelfehhar : “Soğumuş Lav”.
3- Hame : Karabalçık. Sûretlenmiş neşv ü nemâya uygun kara toprak.
4-Turab : Toprak. Bugünkü toprak.
Bunlardan başka yaratılış malzemesinin cinsleri bildirildikten sonra harcı, içine giren diğer nesneler geliyor.
5- Su : Min mâ .
"VALLAHÜ HALAKA KÜLLE DÂBBETİN MİN MÂ "
وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِن مَّاء فَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاء إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
---“Vallahü halekü külle dabbetim mim ma' fe minhüm mey yemşi ala batnih ve minhüm mey yemşi ala ricleyn ve minhüm mey yemşi ala erba' yahlükullahü ma yeşa' innellahe ala külli şey'in kadir : Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür... Allah dilediğini yaratır; şüphesiz Allah her şeye kadirdir.“ (Nûr 24/45).
Her yaşayan mahlûku sudan halk “Ettik”. “Kudret””
Burada canlılık ifâde edilmektedir.
6- MİN NEFSİN VAHÎDETÎN.
Tek bir candan “Yarattı”.
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيراً وَنِسَاء وَاتَّقُوا اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
---« Ya eyyühen nasütteku rabbekümüllezi halekaküm min nefsiv vahidetiv ve haleka minha zevcelna ve besse minhüma ricalen kesirav ve nisaa, vettekullahellezi tesaelune bihi vel erham innellahe kane aleyküm rakiyba : Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir. » (Nisâ 4/1)
Eşini de ondan yaratmıştır.
Tek candan yarattı.
Ondan da eşini yarattı.
"Havva"yı demek isteniyor.
Eğe kemiği nazariyedir.
Kur’ânda «eğe kemiği » diye bir haber yoktur.
Bunun da sebebi vardır.
Ulemânın böyle demesinde de bir sırrı belki gizlemek içindir. Veyahut doğrudan doğruya doğru olmayan bir rivâyettir.
Hiç bir kıymeti de yoktur.
7- Zevceyn : Müsbet, Menfi. Dişi, Erkek.
"MİN KÜLLİ ŞEYİN HALAKNA ZEVCEYN"
وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
---“Ve min kulli şey'in halakna zevceyni leallekum tezekkerun : Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız." (Zâriyât:51/49)
Her şey çift yaratıldı.
Bütün bu âyetlerde Hakk’ın Murad ve arzusunun Kudretiyle her şeye kadir olduğu ifade edilmiştir.
Bütün bunlar Hakk’ın güç ve kudretlerinin mekânda görünüşüdür.
Bütün bunlar da Hakk’ın görünüşüdür.
- Yaratacağım.
- Halk edildi.
- Yarattığı gibi.
- Şundan yarattı.
Bu lafızlara dikkat edilirse “İstikbalde”...
Malzeme yaratıldıktan sonra, ondan yarattı.
Nasıl ki şunlardan yarattığı gibi.
Onu da şundan yarattı...
Dünyanın birçok devirler geçirdiği hakikati bu âyetlerde gizlenmiştir.
Kün! emri ile esası yaratıldı.
Tekâmül etti.
O malzemeye teker teker şartlara bağlı “Kün!” emirleri kendilerine verildi.
Bir “tohum" bütün bunları hâvi.
Malzemesi, cevheri her şeyi içinde gizli.
Kün emri de verilmiş.
“Şart, toprak, su, hararet, bakım emre itaat”.
“Emri hazırdır” yavaş yavaş o tohumda gizli “Kün emrinin muradı” ne ise ortaya çıkar.
Bir orman olur bakarsınız...
Her şey böyle, bir ahenk içinde kâinâtta...
Yarattığı şeyin devamı için onda bulunan cevherleri de:
أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِيٍّ يُمْنَى
ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى
---«Elem yeku nutfeten min meniyyin yumna. Summe kane 'alekaten fehaleka fesevva. : O, “döl yatağına” akıtılan meninin içinden bir nutfe “sperm” değil miydi? Sonra bu, alaka “aşılanmış yumurta” olmuş, derken Allah onu “insan biçiminde” yaratıp şekillendirmişti. »
(Kıyâmet 75/37-38)
1- Nütfe : Meni. “ELEM YEKÜ NUTFETEN MlN MENİYYİN
YÜMNA” (75/37)
2- ALAKA : Pıhtılaşmış Kan. "SÜMME KANE ALAKATEN FEHALAKA FESEVVA." (75/38)“
İnsanın kendisi meni parçası değilmi idi? Sonra kan pıhtısı oldu. O da onu yarattı. Ondan erkek, dişi çiftler çıkar.”
Müteakib yaratıya yardım mahlûklara yükletiliyor çok dikkat...
"HALAKAL İNSANE MlN ALAK"
İnsanı kan pıhtısından yarattı. (96/2)
خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ
---“Halekal'insane min 'alak : O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.“ (Alak 96/2)
Nutfe alaka'dan insanın türediği, bu âyetlere göre Âdem yaratıldıktan sonra insan neslinin nasıl teşekkül ettiği ifade edilmektedir.
Yani yaratma kudretinin kadın erkek perdesi altında mekânda zuhuru edilmiştir.
Hakk’ın kudretinin hudutsuz ve milyarlarca çeşitli olduğu tecellîleri gösterilmektedir.
Hakk’ın "Kün!" ol emri ile kâinât yoktan var olmuş felek nizama girmiş
Suda balıklar, karada ağaçlar, hayvanlar, havada kuşlar yaratılarak binlerce yıllarda süslendi her yer...
Melekler halkedildi...
Bugünkü ölçümüze sığmayan yıllar geçti...
Rakamlara vurulamayacak kadar yıllar...
Mekan düşüncesine göre.
Hakk’ın muradı böyle...
1- Tıyn : Sıcak çamur “Lav”
2- Salsal : Soğumuş kuru çamur. Kelfehhar Soğumuş “Lav”.
3- Hame : Sûretlenmiş neşv ü nemâya uygun kara balçık.
4- Turab : Bugünkü toprak.
5- Serâ : Nemli Toprak...
Bu beş safhadan geçmiş binlerce sene sonra “Serâ” olan nemli toprakta her şey oldu.
Büyük ormanlar, çimenler, çiçekler, hayvanlar, kuşlar.
Sularda binlerce çeşit balıklar, süslendi her yer...
İnsandan başkasının neden halk edildiği bildirilmemiştir.
“Yâni diğer mahlukların”
Burası çok mühimdir.
Melekler nurdan, cinnîler dumansız ateşten...
Hakk Cebraile bildirir :
Arz üzerinde “ ... ” Yerinin gölgesi olan falan noktadan bir avuç toprak al...
Cebrailin avucu nasıldır bilmiyoruz.
Yahut söyliyemiyoruz.
Cebrailin elinde toprak...
Arşımdan iki avuç su al...
Arş neresi, nedir?
Bilinmez.
Söylenmez.
Belki söze gelmez de ondan söylenemez.
Cebrailin elinde su ile toprak yoğruluyor"İlâhî harç"
Cebraile emir çıkar :
«At “Serâ” yı!»
Parça parça çamurlar düşer...
Nereye ?
Söylenmesi yasak bir yere mekânda...
Hakk’ın esmâları, kudreti, güçleri tecellî eder.
Her bir parçada...
Bunlara : «Toplan!» emri çıkar.
Toplanırlar parçalar bir anda...
İnsan şekli, insan mankeni teşekkül eder çamurdan...
Birden bire çamur değişir...
Milyonlarca hücre...
Milyonlarca doku.
Hakk’ın muradı ne ise öylece organlar, uzuvlar teşekkül eder biranda...
Bu parçaların toplanışı insan şeklinde olur.
Ondan dolayı : “Ben insanı kendi sûretimde yarattım” buyrulur.
Esmâların toplanışı, muradın tecellîsi bu şekilde, insan şeklinde vücud bulur.
Kemikler, etler, sinirler, kan insanda ne varsa her şey...
Hay verilir.
Can gelir!.
Hücreler başlar çalışmağa.
Hakk’ın makinası!..
Kalkar bu manken insan ayakları üzerine...
Hakk’ın bu hünerinin sırrı ayaklarda tecellî eder.
Ayaklar, Allahın yaratma kudretinin en çok tecellî etliği uzuvlardır.
Ayak altı, Allahın insan vücudunda yarattığı en büyük sırrı âşikâr olduğu halde gizleyen uzuvdur.
Vücuddaki her organın ayak altında bir merkezi vardır.
Ayaklarda sağ ve solda vücudun bütün uzuvlarının merkezleri vardır.
Bir çok hastalıklar ayak altından belli olur.
Eğer bilirsen...
Birden ruh nefhedilir.
İnsan Âdem olur.
O anda...
Nefhetmek : Üflemek mânâsına gelirse de değildir.
Nefh, işgal etmek, şûlelendirmek demektir.
Ruh Allahın, cesedde yaktığı bir şûledir.
Allah'tan parça değildir.
Allahın yaktığı şûle veya şemâ değildir. Olmaz.
Bu cümlede yanlış yoktur.
Çok düşün!
Tahlil et!
Allahın emriyle ruhun cesedde yaktığı şûledir.
Lemâ'dır.
Ruhu bilemeyiz.
Silkinir, Aksırır...
Vücudundan çamur parçaları dökülür.
Onlarda bir anda toplanırlar...
Yeşil renk alır.
Yakut olur...
Sonra bu da düşer arza...
Toprağın alındığı yere...
Artan toprak bu...
Bu ilâhî olay bir Cumâ günü olur.
Cumâ toplanma mânâsınadır.
Nuh zamanında bu yakut siyahlaşır.
Niçin?..
Onu bilsemde söylemem...
Hacerü’l- Esved işte bu...
Söz bu kadar...
O da insan gibi fânidir.
Bu laf üzerinde tefekkür et!..
O da bir gün insan gibi fâni olacak...
Bitecek, aşına aşına...
O zaman işte birazda sen düşün ne olacak.
Bittiği tükendiği zaman.
En son kalıntıyı Cebrail alacak...
Bu büyük İlâhî hâdise Âdemin yaradılışı Cumâ günü oldu dedik...
Bunun için Cumâ namazı erkeklere yalnız emrolunmuştur.
Daha çok ilâhî hâdiseler oldu ama...
Bilemeyiz. Söyliyemeyiz...
Âdeme secde ediliyor.
Tahiyyat secdesi tâzim için...
Hakk’ın kendi sûretindeki yani esmâlariyle süslü Âdemde tecellî eden Hakk’ın kudretlerine secde...
Bu secdenin mukabili de Cumâ günü Cumâ namazı işte...
Cemâatle kılınır.
Yalnız kılınmaz.
Tâzime mugayirdir.
Onun için Cumâ namazını özürsüz terk doğru değildir. Sebebini söylemiyorum.
İslâma, bilene hakaret etmiş olurum.
Kendinde tanımadığın çok ulvî kudsî bir dost taşıyorsun... Allah insanın “Görünmeyen kudret ve güçleriyle” içinde Âdemiyet Hamulesine sarılmıştır.
Fakat bunu bilen çok azdır.
Azdan da daha az...
Cenâb-ı Allah her yerde hazır ve nazırdır.
Güçleriyle hazır ve nazırdır.
Bütün yaratıklar Allah'ın güçlerinin görünüşüdür.
Güçlerde Hakk’ın görünüşüdür.
Aslı her şey Allah'ta hazır ve nazırdır.
Allah'ın Arşını kimse bilmez.
Melekler bile bilmezler.
Cebrailin bilgisi de görmeye ait bir bilgi değildir.
Levh-i Mahfuz’a dayalı bir bilgidir.
Meleklerin bilgisi Resûlullahın bilgisi gibi değildir.
İnsanlar ancak maddî varlıkları incelemeye imkan bulabilirler.
Levh-i Mahfuz nedir?
O uzun bir bahistir.
Onu da siz öğrenin, kütübhânelerde bunun hakkında binlerce kitab vardır…
KELİMELER :
Mukaddeme : İlk söz. Başlangıç. * Önde gelen. Medhal. Giriş. * Man: İki kaziyeden ibaret olan sözün evvelki kaziyesi.
Rasih : (C.: Râsihîn-Râsihûn) (Rüsuh. dan) Temeli kuvvetli, sağlam. * Bilgisi, bilhassa dinî bilgileri çok geniş olan. * İyice oturmuş, dem ve damarlarına yerleşmiş, temeli sağlam ve kuvvetli olan.
İlm-i ledünn : İlm-i ledünn, garib bir ilim ismidir. Ona vakıf olan, mesturat ve hafâyayı, gizlilikleri münkeşif bir halde göreceği gibi, esrar-ı İlâhiyyeye de ıttıla' kesbeder. Bu ilm-i şerifin hocası ve sultanı Fahr-i Kâinat Aleyhi Ekmelüttahiyyât vessalâvât Efendimiz Hz. leridir. Bu ilmin ehli ise, Enbiyâ-ı izâm (A.S.) ve Ehlullâh-i Kiram Efendilerimiz Hazretleridir.
Mecâzî : Yerinden ve haddinden tecavüz etmek. Hududunu aşmak. * (Cevaz. dan) Geçecek yer. Yol. * Edb: Hakiki mânâsı ile değil de ona benzer başka bir mânâ ile veya istenileni hatırlatır bir kelime ile konuşmak. İstenilene benzer bir mâna ifadesi.
Murad : İstenerek, ümid ederek beklenen. Arzu edilen şey. * Gâye. Maksad. Emel.
Lav : Fr. Yanardağların ve volkanların ağızlarından püskürüp soğuyunca donan madde.
Salsal : Kuru balçık. Kumla karışıp kurumuş olan balçık.
Tîn : (C.: Etyân) Balçık.
Hame’ : Uzun müddet su ile yumuşayıp değişmiş cıvık ve kokar çamur. Balçık.
Turab : Toprak, toz.
Nutfe : Duru ve sâfi su. * Meni. Rahimde iki yarım ve ayrı cinsten hücrelerin birleşmişi. * Taşmış, dökülmüş su.
Meni : Erkek veya dişinin bel suyu. Döl suyu. Nutfe. Sperma.
Alaka : Kan pıhtısı. Uyuşuk kan.
Zevceyn : Karı ile koca. Kadın ile erkek çift.
İstikbal : Ati, gelecek zaman.
Nazariye : (Nazariye. C.) Görüşler. Düşünceler. Doğruluğu isbat edilmemiş ilmi görüşler.
Mahluk : Yaratılmış. Yoktan var edilmiş olan.
Cinnî : Cinn taifesinden olan.
Manken : Fr. Elbiseleri prova veya teşhir etmek için terzilerin ve hazır elbise satıcılarının kullandığı tahtadan, kartondan, madenden vb. insan şekli.
Uzuv : (Uzv) Bir canlının vücud yapısının kısımlarından herbiri. Azâ. Organ.
Nefh : Üflemek, şişmek, üfürük.
Şûle : Alev, ateş alevi. Alevlenmiş odun.
Şemâ : Işık, çıra. Nur.
Hacerü’l- Esved : (El-Hacer-ül Esved) Kâbe'de bulunan meşhur siyah taş. Rengi siyah olduğundan "Esved" denmektedir.
Fâni : Muvakkat, kaybolan, gelip geçici, devamlı olmayan, misâfir.
Hâdise : (C.: Hâdisat, Havadis) Vâkıa, olay. Yeni bir şey, ilk defa olan. Haber.
Tahiyyat : Selâmlar. Duâlar. Manevî hayat hediyeleri. Tezahürat-ı hayatiye. * Mâlikiyet, beka ve mülk. (Bak: Et-tahiyyatü).
Mukabil : Karşılık olan. Karşı taraf. İvaz, bedel, karşılığı.
Âdemiyet : İnsanlık. Namuslu bir insana yakışır hâl ve tavır.
Hamule : f. Yük. Yük taşıyan nakil vasıtalarının yükü.
ÂYETLER ve HADİSLER :
EL RASİHUNE Fİ’L- İLM :
هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ في قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاء تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُوا الألْبَابِ
---“Hüvellezi enzele aleykel kitabe minhü ayatüm muhkematün hünne ümmül kitabi ve üharu müteşabihat, fe emmellezine fi kulubihim zeyğun fe yettebiune ma teşabehe minhübtiğael fitneti vebtiğae te'vilih, ve ma ya'lemü te'vilehu illellah, ver rasihune fil ilmi yekulune amenna bihi küllüm min indi rabbina, ve ma yezzekkeru illa ülül elbab : Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur’ân'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahibleri düşünüp anlar.“ (Âl-i İmrân 3/7)
VA’TESUMU Bİ HABLİLLAHİ CEMİA :
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
إِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَّن تَبُورَ
---“İnnellezine yetlune kitabellahi ve ekamus salete ve enfeku mimma razaknahüm sirrav va alaniyetey yercune ticaratel len tebur : Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarfedenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler.“ (Fatır 35/29)
Kâbe Kavseyn nedir? :
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى
---“Summe dena fe tedella. Fe kane kâbe kavseyni ev edna : Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.“ (Necm 53/8-9)
ŞEHİDALLAHÜ İNNEKE LÂ İLAHE İLLALLAH : Ben şâdim ki Muhakkak sen Kendisinden başka ilâh olmayana ALLAH’sın.
---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah Teâlâ buyurdu ki : “Ben insanı kendi sûretimde yarattım”
(Buhari ve Müslim’den; Kudsi Hadisler, C. 1, s.172, Madve Yayın., 1991-İstanbul)
---Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu: " İnnellahe haleke Ademe, ala suretihi : Muhakkak Allah Adem'i kendi sureti üzerine yarattı."
(Sadreddin Konevî, Hadis-i Erbain,12)
"KİMSECİKLERE LÜTFEN EMİR SÖZCÜKLERİ VE CÜMLELERİ İLE HİTAP ETMEYİNİZ..EDEP YA HUU.