Dua Dostlugu. . .

Dua Dostluğu Efendimize (S.A.V) İthafen

Kayıt ol veya giriş yap - yoksa parolan mı kayıp?

Dua Dostlugu. . . » HAYATA DAİR

Hiç "kadını" bu sözlerle tanıdınız mı.?

(2 ileti) (1 izleyen)
  • Kadir Baba tarafından 8 ay önce başlatıldı
  • Kadir Baba tarafından son yazılan cevap
  • Related Topics:
    1. İNCE VE DAR ELBİSE GİYMEMELİ
    2. hayatın içinden "Gencliginde ailesini dinlemeyen kizcagizin yasliliktaki feryadi
    3. Kur'an ahlakına göre............(ayse1)
    4. bir çok şeydir ......(ayse1)
    5. Hz. Osman ve Hz. Ömer in danıştığı bir hanım.......(ayse1)

Etiketler:

  • Dr. Münir DERMAN Hz.
  • Hanımlar
  • Nisa
  1. Kadir Baba
    EDEP YA HUU.

    ALLAH DOSTU

    DER Kİ-SIRR-I

    YAZILMAMIŞ SIRLARIN İLKİ
    YAZILACAK SIRLARIN SONU

    M. DERMAN
    ANKARA – 1987

    "YAZILMAMIŞ SIRLARIN İLKÎ
    YAZILACAK SIRLARIN SONU"

    Bu risâlede yazılı olanlar, bir insanın diğerine öğreteceği şey değil...
    Bu soruları az kişi sorar.
    Cevabını da çok az kişi dinler.
    Mukaddeme önsözümüz yoktur.
    Kendisinde önsöz olanlara hitaptır.
    Perdeler vardır insanın gözünde.
    Perdeler vardır insanın kulağında.
    Perdeler vardır insanın aklında.
    Merak etmeyin bu perdelerin arkasındakini.
    O perdelerin arkasından geldik arz üzerine.
    Seyretmek için kendi kendimizi...

    Bir gün gelecek, delip perdeyi arkasındakini görmek için...
    "EL RASİHUNE Fİ’L- İLM"
    Biz insanlara misaller söylüyoruz.
    “Onları ilimde rasih olanlar anlar.“ "ÂYET".
    Kur’ânın üç vârisi vardır.
    Fatır süresinde buyurulur.
    Bu üç vâris kimdir?
    Her önüne gelen Kur’ân vârisi değildir.
    Hazreti Musa Peygamber olduğu halde Hızır'dan ilm-i ledünn öğrendi. Kur’ân Âyetlerinin bir kısmı : Mecâzîdir. Temsilidir.
    Enfüsî olanı vardır, Afakî olanı vardır.
    Te'vile muhtaç olanı vardır.
    Musa — Hızır hikâyesi, iki deniz ne demektir ?
    Hızır kimdir.
    İlm-i Ledünn ne demektir?
    Kurumuş balığın dirilip suya atılması ne demektir?
    Mi’rac nedir?
    Kâbe Kavseyn nedir?
    Namaz mü’minin mi’racıdır ne demektir?
    Tevhid nedir?
    Bunları milyonlarca müslümanlardan çok azı anlar.
    Allah’ın ipine sarılınız. (3/103)
    "VA’TESUMU Bİ HABLİLLAHİ CEMİA" bu ip nedir?
    Bunları velâyet sahibi olanlar ciltlerle yazmışlardır.
    Perdeli olarak...
    Bugün bu kitaplardan uzaklaştık.
    Kütüphânelerde güvelerle arkadaş, kendilerini kaybetmeye çalışıyorlar.
    Bu hal niçin böyledir.
    Bu ne demektir.
    Zâhirî emirleri yapan Müslümandır.
    Kemalât tevhid ile olur.
    "LÂ İLÂHE İLLALLAH" demek kolaydır.
    « ŞEHİDALLAHÜ İNNEKE LÂ İLAHE İLLALLAH » demek irfan işidir.

    Kur’ân-ı Kerîm’de insanın yaradılışı hakkında bir çok haberler olduğu gibi.
    Terkib ve yaradılış malzemesi olarak da malûmat mevcuttur.
    Bu âyet-i kerîmelerde üç esasın tecellîsi gizlidir :
    1- Allah’ın murad ve arzusu.
    2- Bildirdikleri.
    3- Allah’ın kudreti. Gücü.

    Yaradılışta, mekânda bulunan malzeme olarak bildirilenler Şunlardır:
    1- Tıyn : Sıcak çamur. “Lav”
    2- Salsal : Ateşte yoğrulmuş gibi sıcak kuru çamur.
    Ateşte yoğrulmuş yani yanmış kızgın ve yek diğerine yapışmış kuru "maden kömürü yandıktan sonra yekdiğerine yapışmış gibi."
    Lavın soğuması, suyunu kaybettikten sonra âdeta sünger manzarası almış gibi.
    3- Hame : Sûretlenmiş neşv ü nemâya uygun kara balçık.
    4- Turab : Bugünkü toprak.
    Yani yukarda zikredilen safhaların sonunda zamanla intikale uğramış.
    Münbit hale gelmiş toprak...

    Bu duruma göre bu devirde canlı ve nebatat var demektir.

    Bunlardan başka da şunlardan bahsedilmektedir.
    1- Nutfe = Meni.
    2- Alaka = Pıhtılaşmış Kan. Burası çok mühimdir.
    3- Su = Min Maa.
    4- Tek Bir Can. MÎNNEFSİN VAHİDETÎN.
    5- Müsbet. Menfi. Dişi. Erkek “Zevceyn”

    Şimdi bunların genişletilmesine geçelim:

    1- "İZ KALE RABBÜKE LİLMELAİKETÎ İNNÎ HALİGUN BEŞEREN MİN TIYN"

    إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِن طِينٍ

    ---“İz kale rabbüke lil melaiketi inni halikum beşeram min tiyn : Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım.“ (Sâd 38/71)

    "Cenâb-ı Hakk Meleklerine söyledi. Ben sıcak çamurdan insan yaratacağım!".
    “Allah'ın Murad ve Arzusu.” "İstikbalde"
    Burada "Tıyn" sıcak çamur.
    Arz teşekkül ettiği zaman sıcaktı.
    "Tıyn" Burada “Lav”'dır.
    Bu âyette murad vardır.
    İstikbalde yaratacağım.
    "Tıyn" de evvelden yaratılmış mânâsı vardır.
    Tıyn mevcuttur.Hakk’ın kün emriyle yoktan var olan kâinâtta...
    Aradan uzun yıllar geçti.
    Tıyn değişti. Soğudu.
    Arzın kabuğu husül buldu.
    "Kant-laplace" Nazariyesi.
    Mekânsızlıktaki oluşları, mekândaki zaman ölçüsüne vurduğumuz zaman, milyarlarca yıllar ortaya çıkar...
    En basit olarak, elektrik ve ziyânın saniyedeki sürati üçyüzbin kilometredir.
    Bunu mekânda zaman ölçüsü olarak bir an olan saniye ile ölçmek aczi derecesine düştüğümüzün, kimse farkında değildir.
    Mekânda herşeyin, her varlığın, her maddenin bir oluş müddeti vardır. Dünyada her şey bu müddet ile mütalâa hududuna girer.

    2- "VE LAKAD HALAK NEL İNSANE MİN SALSALİN MİN HAME İN MESNUN."
    "İnsan Salsal'den halk “Edildi”"
    Neden halk edildiği bildiriliyor.

    وَلَقَدْ خَلَقْنَا الإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

    ---“ Ve le kad halaknel insane min salsalim min hameim mesnun : Andolsun biz insanı, “pişmiş” kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.“ (Hicir 15/26)

    "HALAKAL İNSANE MİN SALSALİN KEL FEHHAR"
    “Yaratacağım” Murad ve arzusunun haberi.

    خَلَقَ الْإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ

    ---“ Halekal'insane min salsalin kelfahhari. : Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.“ (Rahmân 55/14)

    İnsanı ateşle yoğrulmuş gibi kuru çamurdan “Yarattı”.
    Çamuru halk etti ondan sonra yarattı.
    Malzeme bildiriliyor. “Kudret”
    Burada "Salsal" sıcak kuru çamur, “soğumuş lav”.

    3 — "HAME" biçim verilmiş, sûretlenmiş neşv ü nemâya uygun karabalçıktan “Yarattık” "Kudret".

    "MİN HAMEİN MESNÜN"
    Arz teşekkül etmiş.
    Her şeyin olabileceği bir kıvama gelmiştir.
    İlk evvel bu devirde:
    "HALAKAL CANNE MİN MARİCİN MİN NAR".

    وَخَلَقَ الْجَانَّ مِن مَّارِجٍ مِّن نَّارٍ

    ---“Ve halekalcanne min maricin min narin. : Cinleri öz ateşten yarattı.“ (Rahmân 55/14)

    "Cini hâlis alevden yarattı"
    Cinler insandan evvel halkedilmiştir.
    İlk devrin iklimine uygun arzda, insan yaratıldığı zaman iklim değişmişti.
    "HAME" teşekkül etti.
    O zaman cinler görülmez oldu.
    Buharın soğukta görünür, sıcakta görünmez olduğu gibi; vasat değiştiği için "NAR" dan yaratılan görünmez oldu.

    4 - KEMESELÎ ÂDEME HALAKAHÜ MÎN TÜRABIN.
    Âdemi topraktan “Yarattığı” gibi.
    "TURAB" toprak.
    Bugünkü toprak:..

    إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِندَ اللّهِ كَمَثَلِ آدَمَ خَلَقَهُ مِن تُرَابٍ ثِمَّ قَالَ لَهُ كُن فَيَكُونُ

    ---“İnne mesele iysa indellahi ke meseli âdem, halekahu min türabin sümme kale lehu kün fe yekun : Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi.“ (Âl-i İmrân 3/59)

    Hülasa olarak:

    1- Tıyn : Sıcak çamur “Lav”.
    2- Salsal : Kum çamur. Kelfehhar : “Soğumuş Lav”.
    3- Hame : Karabalçık. Sûretlenmiş neşv ü nemâya uygun kara toprak.
    4-Turab : Toprak. Bugünkü toprak.
    Bunlardan başka yaratılış malzemesinin cinsleri bildirildikten sonra harcı, içine giren diğer nesneler geliyor.

    5- Su : Min mâ .
    "VALLAHÜ HALAKA KÜLLE DÂBBETİN MİN MÂ "

    وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِن مَّاء فَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاء إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

    ---“Vallahü halekü külle dabbetim mim ma' fe minhüm mey yemşi ala batnih ve minhüm mey yemşi ala ricleyn ve minhüm mey yemşi ala erba' yahlükullahü ma yeşa' innellahe ala külli şey'in kadir : Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür... Allah dilediğini yaratır; şüphesiz Allah her şeye kadirdir.“ (Nûr 24/45).

    Her yaşayan mahlûku sudan halk “Ettik”. “Kudret””
    Burada canlılık ifâde edilmektedir.

    6- MİN NEFSİN VAHÎDETÎN.
    Tek bir candan “Yarattı”.

    يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيراً وَنِسَاء وَاتَّقُوا اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

    ---« Ya eyyühen nasütteku rabbekümüllezi halekaküm min nefsiv vahidetiv ve haleka minha zevcelna ve besse minhüma ricalen kesirav ve nisaa, vettekullahellezi tesaelune bihi vel erham innellahe kane aleyküm rakiyba : Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir. » (Nisâ 4/1)

    Eşini de ondan yaratmıştır.
    Tek candan yarattı.
    Ondan da eşini yarattı.
    "Havva"yı demek isteniyor.
    Eğe kemiği nazariyedir.
    Kur’ânda «eğe kemiği » diye bir haber yoktur.
    Bunun da sebebi vardır.
    Ulemânın böyle demesinde de bir sırrı belki gizlemek içindir. Veyahut doğrudan doğruya doğru olmayan bir rivâyettir.
    Hiç bir kıymeti de yoktur.

    7- Zevceyn : Müsbet, Menfi. Dişi, Erkek.
    "MİN KÜLLİ ŞEYİN HALAKNA ZEVCEYN"

    وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

    ---“Ve min kulli şey'in halakna zevceyni leallekum tezekkerun : Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız." (Zâriyât:51/49)

    Her şey çift yaratıldı.
    Bütün bu âyetlerde Hakk’ın Murad ve arzusunun Kudretiyle her şeye kadir olduğu ifade edilmiştir.
    Bütün bunlar Hakk’ın güç ve kudretlerinin mekânda görünüşüdür.
    Bütün bunlar da Hakk’ın görünüşüdür.
    - Yaratacağım.
    - Halk edildi.
    - Yarattığı gibi.
    - Şundan yarattı.
    Bu lafızlara dikkat edilirse “İstikbalde”...
    Malzeme yaratıldıktan sonra, ondan yarattı.
    Nasıl ki şunlardan yarattığı gibi.
    Onu da şundan yarattı...
    Dünyanın birçok devirler geçirdiği hakikati bu âyetlerde gizlenmiştir.
    Kün! emri ile esası yaratıldı.
    Tekâmül etti.
    O malzemeye teker teker şartlara bağlı “Kün!” emirleri kendilerine verildi.
    Bir “tohum" bütün bunları hâvi.
    Malzemesi, cevheri her şeyi içinde gizli.
    Kün emri de verilmiş.
    “Şart, toprak, su, hararet, bakım emre itaat”.
    “Emri hazırdır” yavaş yavaş o tohumda gizli “Kün emrinin muradı” ne ise ortaya çıkar.
    Bir orman olur bakarsınız...
    Her şey böyle, bir ahenk içinde kâinâtta...

    Yarattığı şeyin devamı için onda bulunan cevherleri de:

    أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِيٍّ يُمْنَى
    ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى

    ---«Elem yeku nutfeten min meniyyin yumna. Summe kane 'alekaten fehaleka fesevva. : O, “döl yatağına” akıtılan meninin içinden bir nutfe “sperm” değil miydi? Sonra bu, alaka “aşılanmış yumurta” olmuş, derken Allah onu “insan biçiminde” yaratıp şekillendirmişti. »
    (Kıyâmet 75/37-38)

    1- Nütfe : Meni. “ELEM YEKÜ NUTFETEN MlN MENİYYİN
    YÜMNA” (75/37)

    2- ALAKA : Pıhtılaşmış Kan. "SÜMME KANE ALAKATEN FEHALAKA FESEVVA." (75/38)“
    İnsanın kendisi meni parçası değilmi idi? Sonra kan pıhtısı oldu. O da onu yarattı. Ondan erkek, dişi çiftler çıkar.”
    Müteakib yaratıya yardım mahlûklara yükletiliyor çok dikkat...

    "HALAKAL İNSANE MlN ALAK"
    İnsanı kan pıhtısından yarattı. (96/2)

    خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ

    ---“Halekal'insane min 'alak : O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.“ (Alak 96/2)

    Nutfe alaka'dan insanın türediği, bu âyetlere göre Âdem yaratıldıktan sonra insan neslinin nasıl teşekkül ettiği ifade edilmektedir.
    Yani yaratma kudretinin kadın erkek perdesi altında mekânda zuhuru edilmiştir.
    Hakk’ın kudretinin hudutsuz ve milyarlarca çeşitli olduğu tecellîleri gösterilmektedir.
    Hakk’ın "Kün!" ol emri ile kâinât yoktan var olmuş felek nizama girmiş

    Suda balıklar, karada ağaçlar, hayvanlar, havada kuşlar yaratılarak binlerce yıllarda süslendi her yer...
    Melekler halkedildi...
    Bugünkü ölçümüze sığmayan yıllar geçti...
    Rakamlara vurulamayacak kadar yıllar...
    Mekan düşüncesine göre.
    Hakk’ın muradı böyle...

    1- Tıyn : Sıcak çamur “Lav”
    2- Salsal : Soğumuş kuru çamur. Kelfehhar Soğumuş “Lav”.
    3- Hame : Sûretlenmiş neşv ü nemâya uygun kara balçık.
    4- Turab : Bugünkü toprak.
    5- Serâ : Nemli Toprak...

    Bu beş safhadan geçmiş binlerce sene sonra “Serâ” olan nemli toprakta her şey oldu.
    Büyük ormanlar, çimenler, çiçekler, hayvanlar, kuşlar.
    Sularda binlerce çeşit balıklar, süslendi her yer...
    İnsandan başkasının neden halk edildiği bildirilmemiştir.
    “Yâni diğer mahlukların”
    Burası çok mühimdir.
    Melekler nurdan, cinnîler dumansız ateşten...

    Hakk Cebraile bildirir :
    Arz üzerinde “ ... ” Yerinin gölgesi olan falan noktadan bir avuç toprak al...
    Cebrailin avucu nasıldır bilmiyoruz.
    Yahut söyliyemiyoruz.
    Cebrailin elinde toprak...
    Arşımdan iki avuç su al...
    Arş neresi, nedir?
    Bilinmez.
    Söylenmez.
    Belki söze gelmez de ondan söylenemez.
    Cebrailin elinde su ile toprak yoğruluyor"İlâhî harç"
    Cebraile emir çıkar :
    «At “Serâ” yı!»
    Parça parça çamurlar düşer...
    Nereye ?
    Söylenmesi yasak bir yere mekânda...
    Hakk’ın esmâları, kudreti, güçleri tecellî eder.
    Her bir parçada...
    Bunlara : «Toplan!» emri çıkar.
    Toplanırlar parçalar bir anda...
    İnsan şekli, insan mankeni teşekkül eder çamurdan...
    Birden bire çamur değişir...
    Milyonlarca hücre...
    Milyonlarca doku.
    Hakk’ın muradı ne ise öylece organlar, uzuvlar teşekkül eder biranda...
    Bu parçaların toplanışı insan şeklinde olur.
    Ondan dolayı : “Ben insanı kendi sûretimde yarattım” buyrulur.
    Esmâların toplanışı, muradın tecellîsi bu şekilde, insan şeklinde vücud bulur.
    Kemikler, etler, sinirler, kan insanda ne varsa her şey...
    Hay verilir.
    Can gelir!.
    Hücreler başlar çalışmağa.
    Hakk’ın makinası!..

    Kalkar bu manken insan ayakları üzerine...
    Hakk’ın bu hünerinin sırrı ayaklarda tecellî eder.
    Ayaklar, Allahın yaratma kudretinin en çok tecellî etliği uzuvlardır.
    Ayak altı, Allahın insan vücudunda yarattığı en büyük sırrı âşikâr olduğu halde gizleyen uzuvdur.
    Vücuddaki her organın ayak altında bir merkezi vardır.
    Ayaklarda sağ ve solda vücudun bütün uzuvlarının merkezleri vardır.
    Bir çok hastalıklar ayak altından belli olur.
    Eğer bilirsen...
    Birden ruh nefhedilir.
    İnsan Âdem olur.
    O anda...
    Nefhetmek : Üflemek mânâsına gelirse de değildir.
    Nefh, işgal etmek, şûlelendirmek demektir.

    Ruh Allahın, cesedde yaktığı bir şûledir.
    Allah'tan parça değildir.
    Allahın yaktığı şûle veya şemâ değildir. Olmaz.
    Bu cümlede yanlış yoktur.
    Çok düşün!
    Tahlil et!
    Allahın emriyle ruhun cesedde yaktığı şûledir.
    Lemâ'dır.
    Ruhu bilemeyiz.
    Silkinir, Aksırır...
    Vücudundan çamur parçaları dökülür.
    Onlarda bir anda toplanırlar...
    Yeşil renk alır.
    Yakut olur...
    Sonra bu da düşer arza...
    Toprağın alındığı yere...
    Artan toprak bu...
    Bu ilâhî olay bir Cumâ günü olur.
    Cumâ toplanma mânâsınadır.
    Nuh zamanında bu yakut siyahlaşır.
    Niçin?..
    Onu bilsemde söylemem...
    Hacerü’l- Esved işte bu...
    Söz bu kadar...
    O da insan gibi fânidir.
    Bu laf üzerinde tefekkür et!..
    O da bir gün insan gibi fâni olacak...
    Bitecek, aşına aşına...
    O zaman işte birazda sen düşün ne olacak.
    Bittiği tükendiği zaman.
    En son kalıntıyı Cebrail alacak...
    Bu büyük İlâhî hâdise Âdemin yaradılışı Cumâ günü oldu dedik...
    Bunun için Cumâ namazı erkeklere yalnız emrolunmuştur.
    Daha çok ilâhî hâdiseler oldu ama...
    Bilemeyiz. Söyliyemeyiz...
    Âdeme secde ediliyor.
    Tahiyyat secdesi tâzim için...
    Hakk’ın kendi sûretindeki yani esmâlariyle süslü Âdemde tecellî eden Hakk’ın kudretlerine secde...
    Bu secdenin mukabili de Cumâ günü Cumâ namazı işte...
    Cemâatle kılınır.
    Yalnız kılınmaz.
    Tâzime mugayirdir.
    Onun için Cumâ namazını özürsüz terk doğru değildir. Sebebini söylemiyorum.
    İslâma, bilene hakaret etmiş olurum.
    Kendinde tanımadığın çok ulvî kudsî bir dost taşıyorsun... Allah insanın “Görünmeyen kudret ve güçleriyle” içinde Âdemiyet Hamulesine sarılmıştır.
    Fakat bunu bilen çok azdır.
    Azdan da daha az...

    Cenâb-ı Allah her yerde hazır ve nazırdır.
    Güçleriyle hazır ve nazırdır.
    Bütün yaratıklar Allah'ın güçlerinin görünüşüdür.
    Güçlerde Hakk’ın görünüşüdür.
    Aslı her şey Allah'ta hazır ve nazırdır.
    Allah'ın Arşını kimse bilmez.
    Melekler bile bilmezler.
    Cebrailin bilgisi de görmeye ait bir bilgi değildir.
    Levh-i Mahfuz’a dayalı bir bilgidir.
    Meleklerin bilgisi Resûlullahın bilgisi gibi değildir.
    İnsanlar ancak maddî varlıkları incelemeye imkan bulabilirler.
    Levh-i Mahfuz nedir?
    O uzun bir bahistir.
    Onu da siz öğrenin, kütübhânelerde bunun hakkında binlerce kitab vardır…

    KELİMELER :

    Mukaddeme : İlk söz. Başlangıç. * Önde gelen. Medhal. Giriş. * Man: İki kaziyeden ibaret olan sözün evvelki kaziyesi.
    Rasih : (C.: Râsihîn-Râsihûn) (Rüsuh. dan) Temeli kuvvetli, sağlam. * Bilgisi, bilhassa dinî bilgileri çok geniş olan. * İyice oturmuş, dem ve damarlarına yerleşmiş, temeli sağlam ve kuvvetli olan.
    İlm-i ledünn : İlm-i ledünn, garib bir ilim ismidir. Ona vakıf olan, mesturat ve hafâyayı, gizlilikleri münkeşif bir halde göreceği gibi, esrar-ı İlâhiyyeye de ıttıla' kesbeder. Bu ilm-i şerifin hocası ve sultanı Fahr-i Kâinat Aleyhi Ekmelüttahiyyât vessalâvât Efendimiz Hz. leridir. Bu ilmin ehli ise, Enbiyâ-ı izâm (A.S.) ve Ehlullâh-i Kiram Efendilerimiz Hazretleridir.
    Mecâzî : Yerinden ve haddinden tecavüz etmek. Hududunu aşmak. * (Cevaz. dan) Geçecek yer. Yol. * Edb: Hakiki mânâsı ile değil de ona benzer başka bir mânâ ile veya istenileni hatırlatır bir kelime ile konuşmak. İstenilene benzer bir mâna ifadesi.
    Murad : İstenerek, ümid ederek beklenen. Arzu edilen şey. * Gâye. Maksad. Emel.
    Lav : Fr. Yanardağların ve volkanların ağızlarından püskürüp soğuyunca donan madde.
    Salsal : Kuru balçık. Kumla karışıp kurumuş olan balçık.
    Tîn : (C.: Etyân) Balçık.
    Hame’ : Uzun müddet su ile yumuşayıp değişmiş cıvık ve kokar çamur. Balçık.
    Turab : Toprak, toz.
    Nutfe : Duru ve sâfi su. * Meni. Rahimde iki yarım ve ayrı cinsten hücrelerin birleşmişi. * Taşmış, dökülmüş su.
    Meni : Erkek veya dişinin bel suyu. Döl suyu. Nutfe. Sperma.
    Alaka : Kan pıhtısı. Uyuşuk kan.
    Zevceyn : Karı ile koca. Kadın ile erkek çift.
    İstikbal : Ati, gelecek zaman.
    Nazariye : (Nazariye. C.) Görüşler. Düşünceler. Doğruluğu isbat edilmemiş ilmi görüşler.
    Mahluk : Yaratılmış. Yoktan var edilmiş olan.
    Cinnî : Cinn taifesinden olan.
    Manken : Fr. Elbiseleri prova veya teşhir etmek için terzilerin ve hazır elbise satıcılarının kullandığı tahtadan, kartondan, madenden vb. insan şekli.
    Uzuv : (Uzv) Bir canlının vücud yapısının kısımlarından herbiri. Azâ. Organ.
    Nefh : Üflemek, şişmek, üfürük.
    Şûle : Alev, ateş alevi. Alevlenmiş odun.
    Şemâ : Işık, çıra. Nur.
    Hacerü’l- Esved : (El-Hacer-ül Esved) Kâbe'de bulunan meşhur siyah taş. Rengi siyah olduğundan "Esved" denmektedir.
    Fâni : Muvakkat, kaybolan, gelip geçici, devamlı olmayan, misâfir.
    Hâdise : (C.: Hâdisat, Havadis) Vâkıa, olay. Yeni bir şey, ilk defa olan. Haber.
    Tahiyyat : Selâmlar. Duâlar. Manevî hayat hediyeleri. Tezahürat-ı hayatiye. * Mâlikiyet, beka ve mülk. (Bak: Et-tahiyyatü).
    Mukabil : Karşılık olan. Karşı taraf. İvaz, bedel, karşılığı.
    Âdemiyet : İnsanlık. Namuslu bir insana yakışır hâl ve tavır.
    Hamule : f. Yük. Yük taşıyan nakil vasıtalarının yükü.

    ÂYETLER ve HADİSLER :

    EL RASİHUNE Fİ’L- İLM :

    هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ في قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاء تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُوا الألْبَابِ

    ---“Hüvellezi enzele aleykel kitabe minhü ayatüm muhkematün hünne ümmül kitabi ve üharu müteşabihat, fe emmellezine fi kulubihim zeyğun fe yettebiune ma teşabehe minhübtiğael fitneti vebtiğae te'vilih, ve ma ya'lemü te'vilehu illellah, ver rasihune fil ilmi yekulune amenna bihi küllüm min indi rabbina, ve ma yezzekkeru illa ülül elbab : Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur’ân'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahibleri düşünüp anlar.“ (Âl-i İmrân 3/7)

    VA’TESUMU Bİ HABLİLLAHİ CEMİA :

    وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
    إِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَّن تَبُورَ

    ---“İnnellezine yetlune kitabellahi ve ekamus salete ve enfeku mimma razaknahüm sirrav va alaniyetey yercune ticaratel len tebur : Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarfedenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler.“ (Fatır 35/29)

    Kâbe Kavseyn nedir? :

    ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى
    فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى

    ---“Summe dena fe tedella. Fe kane kâbe kavseyni ev edna : Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.“ (Necm 53/8-9)

    ŞEHİDALLAHÜ İNNEKE LÂ İLAHE İLLALLAH : Ben şâdim ki Muhakkak sen Kendisinden başka ilâh olmayana ALLAH’sın.

    ---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah Teâlâ buyurdu ki : “Ben insanı kendi sûretimde yarattım”
    (Buhari ve Müslim’den; Kudsi Hadisler, C. 1, s.172, Madve Yayın., 1991-İstanbul)

    ---Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu: " İnnellahe haleke Ademe, ala suretihi : Muhakkak Allah Adem'i kendi sureti üzerine yarattı."
    (Sadreddin Konevî, Hadis-i Erbain,12)


    "KİMSECİKLERE LÜTFEN EMİR SÖZCÜKLERİ VE CÜMLELERİ İLE HİTAP ETMEYİNİZ..EDEP YA HUU.
    8 ay önce gönderildi #
  2. Kadir Baba
    EDEP YA HUU.

    Şimdi yukarıda kısaca anlatılan ve akla dökülmesi güç olan ilâhî hâdiseyi dünya dekorunda bir nebze görelim :
    Hakk’ın emriyle “Cebrail” Âdemi yaratacağı toprağı “Turab, Sera” Kâbede bir noktadan almıştır.
    İnsan mankeni yaratılmış, artan parçalar taş olmuş, yeşil yakut...
    Sonra Hacerü’l- Esved...
    O halde Hacerü’l- esved de Kâbe toprağındandır.

    Kâbeyi ziyaret: İnsanın aslına secdesidir.
    Hac Medine'de Resûlü Ekremin son senelerinde emr olunmuştur.
    630 Milâdi tarihinde Mekke feth edilmiştir.
    Putlar Resûlü Ekrem tarafından kırılmıştır.
    Ve Hac farziyyeti başlamıştır.
    632'de de Resûlü Ekrem son haccından sonra ceseden dünyadan ayrılmışlardır.
    Senden artan parçalara şahadet için Hacerü’l- Esved’e el sürülür.
    Hacerü’l- Esved öpülmez.
    Melekler Âdemdeki Âdemiyet Hamulesine secde etti, taşa değil...
    Elini süren işaret parmağıyla sürer.
    Ve kendi elini kendi öper.
    Bu söze çok dikkat et aksini yapma!..

    Yakutta, İnsan cesedinin terkibi vardır.
    Kâbe toprağı Özü... Hülasası...
    Arşın suyundan bir zerre...

    El sürmek : Senden ona, ondan sana bir şey geçmesidir.
    Eğer temiz isen Hacer’den sana gözle görülmez âdeta elektriki bir “Proton diyelim” geçer.
    İnsan o anda başka olur.
    Binlerce sürülen ellerden belki bir iki kişi buna vâsıl olur.
    Yakut hakkında hadisler vardır : Boynunda yakut taşıyan veya yüzük şeklinde.
    Suda gark olmaz. Boğulmaz.
    Dil altına konursa “atş” susuzluğu giderir.
    Üzerinde yakut taşıyan, cesedini daima abdestli bulunduracak...
    Vücudunun esasını bilenlerden isen, Abdestsiz ne kelâm, ne yemek, ne içme yapamazsın.
    O zaman Hadisin doğruluğu ortaya çıkar.
    Yoksa aksi doğru değildir fâide yerine zarar görürsün...

    Yeşil yakut, kırmızı yakut, siyah yakut, damla yakut...
    Dökme yapma, sentetik yakut, yakut değildir.
    Hatta yakut diye uydurma yakut taklid ve bilmeden istihza olur.
    Dikkat edin!..
    Bu laflar soytarılık değildir.
    Dökme yakut olursa da bu bir nevi insanın mührü mesabesindedir.
    Fakat mühür insan değildir.
    İsim olarak kalır...

    Havva topraktan yaratılmadı.
    Âdem topraktan yaratılıp topraklıktan çıktıktan sonra Âdem'in “eğe kemiğinden” {... ) günü halkediliyor.
    Fakat bu söz nazariyedir.
    Kur’ânda eğe kemiği diye bir şey yoktur.
    Kadının bu eğe kemiğinden yaratıldı sözü, Havva'nın halkı hususu bambaşka bir yaradılış olmalıdır ki bunda birçok sırlar ve güzellikler gizlidir.
    Bu Hakk’ın muradının en büyük sırrıdır.
    Sırr değildir amma...
    Yine sırdır. Söylenemez. Kadrosundadır.
    Bu sırrın bir ucu İsa'nın Hazreti Meryem'den babasız doğması, Hakk’ın muradının başka şekildeki tecellîsinde gizlidir.
    Bundan dolayı “Fadıl” kadında erkekten 7 defa daha fazladır. Bu sırrın gizlenmesi için Havva anamızı şeytan kandırmış menedilen meyveyi yedirmiştir.
    Şeytan niçin Âdemi kandırmadı da Havva’yı kandırdı?
    Bunda büyük bir sırr vardır.
    Hakk’ın muradının âdeta bir kanunudur.
    Şeytan Âdem’e secde etmedi.
    Havva’ya secde mevzuu bahis değildir.
    Havva'nın malzemesi başka.
    Toprak değil...
    Bazı kabahat gibi görünen şeyler bazı hakikatlerin örtülmesi içindir.
    Yalan bundan dolayı İslâmda men’edilmiştir.
    Yalan haramdır.
    Hatta şirktir. Niçin şirktir?
    Yalan büyük bir meseledir.
    Eğe kemiği sözü altında perdelenerek halkedilen Havva’ya hususî bir ruh nefhedilmiştir.
    “TEK CANDAN”
    "Nefsin Vahidetin"
    Bu husus ruhtan ötürü :
    “CENNET ANALARIN AYAĞININ ALTINA SERİLMİŞTİR”
    Ve yine bu husus ruhtan ötürü analara süt verilmiştir.
    "Ana göz yaşı" Verilmiştir.
    “HAYY TEZGÂHI” verilmiştir.
    Bazı ibâdetler bazı uzvî sebepler perdesi altına gizlenerek bağışlanmıştır.
    Hayızlı kadınlara namaz bağışlanır.
    Bu bağışlamada büyük bir sırr gizlidir.
    Hayız perdesi altında...
    Hayızlı kadın hayzı bittikten sonra gusül yapar.
    Bu gusül cünüb guslü değildir.
    Düşünmek gerek!
    Cumâ namazı kadınlara farz değildir.
    Kadınlardan imam olmaz.
    Peygamber, Nebî olmaz...
    Hakk’ın perdelerinden mahremiyet.
    Setr emrolunmuştur.
    Hakk’ın en büyük yaratığı kadındır.
    Amma bunun ne olduğunu kimse idrak edememiştir.

    İdrak eden de söylememiştir.
    Söyliyemez de...

    Kadın şeytandır.
    Kadın insanı baştan çıkarır.
    Bunlar lâkırdı değildir.
    Hakikat değildir.
    Zayıf kimselerin sözüdür.
    Bunda da bir şey ifade edilmektedir.
    Rüyada bile Şeytan'ın temessül edemiyeceği nesneler şunlardır:
    Bulut
    Su
    Horoz. Her horoz değildir. Muayyen bir cins horozdur.
    Koç, koyun.
    Siyah gül.
    Kadın ve cennette huri, Hazreti Havva, Hazreti Meryem ve Hazreti Fatma.
    Resûlü Ekrem...
    4 Büyük melek.

    Kadın: Şeytan işlerinin aksettirilmek istendiği bir aynadır.
    O kadar...
    Kadına şeytan denilemez...
    Neyi sevelim Yâ Resûlullah?
    “Namazı, namazı, namazı!..“
    Kimi sevelim Ya Resûlullah?
    “Ananı, Ananı, Ananı!..“
    İşte muhterem sahabelerin Resûlullah'a sorup aldıkları cevab-ı Resûl. Bu...
    3 defa'a söylemelerindeki murad :
    Allah için,
    Benim için,
    Kendin için...

    Kadınlardan bundan dolayı “NEBΔ Peygamber gönderilmemiştir.
    Hakk’ın en büyük bol şefkat hissi kadına verilmiştir.
    Nebîlik muvakkattir.
    Kadının işi ise muvakkat değildir.
    Hakk’ın en büyük kıskandığı duygu da ona verdiği ana şefkatidir.
    Hafaza Melekleri ana yolundan bahşolunur insanlara...
    Zifafta erkeğin kılacağı iki rekat namaz bunun içindir.
    Bu bahis çok derin sırr deryasıdır. Uzundur.
    Daha bildiğim kadar söylersem çıldırmak işten bile değildir.
    Kadına eziyet edenin sonu hüsrandır.
    Bunu unutma... O kadar!..
    Resûlü Ekrem bana üç şey Hakk tarafından sevdirildi.
    Sevdim demiyor "Sevdirildi" bunda ince, gizli bir emir ve mecburiyet vardır.
    1- Kadın
    2-Güzel koku
    3- Gözümün nuru namaz.
    Bu basit bir söz değildir.
    Düşünmek gerek!..

    "Hayy Tezgâhı" olan kadınlar hayızdan kesildikten sonra çocuk yapamazlar.
    Hayy Tezgâhı onlardan alınmıştır.
    Kadın vücudunda bulunan hormonlar artık tükenmiştir.

    Burada bir şeyden bahsedeceğim :
    Rahim hastalıkları.
    Çocuk düşürmelerde, gizli zinalarda çok görülür.
    Bütün hastalıkların manevî sebebleri vardır.
    Bunun hakkında bir kitabımız vardır.
    Merak edenler oraya müracaat edebilirler...

    Bu hal kadının yaratıldığı topraktan ayrı bir nesnenin sâfiyetine doğru gidiştir.
    Kadın tamamiyle terkib itibariyle başkalaşmıştır.
    Cesedî ve ruhî bir mücadele başlar ki hayatı temiz geçmemiş yani Hakk’ın emirlerini ihmal etmiş veya kadınlık büyük kıymetini bilmeden hakir görmüşlerde çıldırmağa kadar giden adet kesimi krizleri geçirmeğe başlar.
    Halbuki aksi olan kadınlarda cismanî bir nur güzelliği ve sâfiyet ve ruhanî bir sükunet asaletine bürünür.

    Kayın valide hikâyeleri, edebsizlikleri hayatında tövbesiz kalmış günahların kokuları ve tezâhürleridir.

    Kadının semavî sâfiyet, asalet ve Hakk katındaki kıymetini harab eden :
    Dedikodu,
    Olduğu gibi görünmemek,
    Kendinde gizli ilâhî esmâları görmiyerek kıymetini zedelemek.
    Hem cismanî hem ruhanî kıymetleri muhafaza edememek, bugünkü kadınlarda bu artık kalmamamıştır.

    Aile geçimsizlikleri, hem erkek ve hem kadın suçudur.
    En büyük suç erkektedir.
    Bugünkü erkek olsun, kadın olsun, “ÎSLÂMI” asrın zihniyet ve ışığında değil; asrı, islâmın ışığında görerek hareket etmesi lazımdır.
    “İnancımız vardır!“ sözü, hiç bir yönü ile hiçbir kıymet taşımaz.
    İslâm demek : Hakk’ın yarattığı güzellikleri muhafaza eden ve yaradılışı kanunları içinde devam ettiren derecedir.
    “Bu Allah'ı bilmek demektir”

    İslâm kadını İslâmdır.
    Soytarı değildir.
    Nenelerimizin yüzlerinde, hareketlerinde hiç bir günah gizlenemezdi.

    Kadınlardan imam olmaz.
    Cumâ namazı kadınlara farz değildir.
    Bunların ilâhî niçinleri vardır.
    Hikmetinin sırrını kadınlar bilseler secdeden başlarını kaldırmazlardı.
    Erkekler bilseydi böyle kadınların ayaklarının altını öperlerdi.
    "Ayak altı" nedir?
    Allah'ın insan vücudunda yarattığı en büyük sırrı âşikâr olduğu halde gizleyen uzuvdur.
    Vücudda en mukaddes , vücudun uzvundan, başta geleni ayak altıdır.

    Bir hadiste : “Bir kimse anasının ayağının altını öperse cennetin eşiğini öpmüş olur.”
    Eşik kapıdaki giriş yeridir.
    O halde cennette kapı var demektir.
    Bu kapı nedir?
    Eşik nedir?
    Bunlar basit mânâdaki eşik değildir.
    İlerde bunu izâh edeceğiz.
    Hele biraz eşikte bekleyelim.
    Hakk’ın en büyük sırrı, eseri annedir.
    Ayağının altına sermiş cenneti...
    Büyük Allah'ın büyük eseri Anne...

    Anne olmak, bu sırra karşı kadının hürmet ve tâzim ve âdeta ibâdetidir.
    Sağ ve sol ayak tabanı, parmakların alt kısımları, topuk muhtelif hastalıkların arazını ince bir sûrette gösterdiği gibi haramları, günahları da yapıp yapmadığını gösteren Hakk’ın aynasıdır.
    Cesedde nefsin hareketini ve ceseddeki hastalıkları gösteren bir topografya haritası gibidir.

    Mesh icâb ettiği zaman ayağın altı mesh edilmez.
    Üstü meshedilir.
    Bu da gönül gözü açık olana bir şey söyler ama kimse bilmez.
    Merak etmez sebebini araştırmaz.
    Bir parça meshten bahsedelim;
    Mesh: Bir yere temas etme mânâsına gelir.
    Lens: Bir yere değerek duyma.
    Mesh: İsim olarak ayağa giyilen yumuşak, bileğe kadar uzayan ayakkabı manânasındadır.
    Şeriatta ise: Mesh el ile sürme mânâsınadır.
    Başa, ayağa mesh etme gibi.
    Meshetme su veya temiz toprakla yapılır.
    Abdest almada “BAŞINIZI MESHEDİN!” âyet emridir.
    Abdestli birkimse mesh giymiş ise abdest tazeliyeceği zaman mesh üzerine elini ıslatarak yalnız ayağının üstünü meshedebilir.
    Altına lüzum yoktur.
    Fakat abdestli olarak mesh giymiş bir kimse su bulamadığı zaman teyemmüm yapacağı sırada meshini çıkarması lâzımdır.
    Ayak altına da toprağı sürmesi lâzımdır.
    Meshte su ile meshedilir.
    Ayak altına mesh yapılamaz.

    Şâfiler niçin çıplak ayak namaz kılarlar.
    Şâfilerde mesh yapılmaz, câiz değildir.
    Bunlarda gelişi güzel bir iş değildir.
    Sebebleri ve niçinleri vardır.

    Hülâsa Allah kadını bambaşka yaratmıştır.
    Vücud bakımından,
    Ruh bakımından,
    Duygu bakımından,
    Fazıl bakımından,
    Uzuv bakımından,
    Kan terkibi bakımından,
    Vücud terkibinde bulunan madenî maddeler bakımından “NUR-U RESÛLÜLLAH” anadan geçerek Resûlü Ekreme intikal etmiştir.
    Nurun şerefi için annelere süt bahşedilmiştir.

    Şefkat, tahammül ve bazı imtiyazlar da verilmiş gebelik zamanında...

    Kadının ne kadar büyük makamda olduğunu bilse erkekler zevcelerinin ayaklarının altını öperlerdi.
    Resûlüllah huzurlarına giren hiç bir kimseye hatta Cebraile bile kıyam etmezlerdi.
    Hazreti Fatıma huzura girdiği zaman derhal kıyam ederlerdi. Kadın makamının kıymetini artık düşün!
    Gafil olma!
    Bu sırr bu kıyamda gizlidir...

    Şimdi niçin diye soracaksın.
    Merak edeceksin.
    Öğrensen bile ne yapacaksın.
    Sen ondan evvel yapılması gereken şeyleri yap da, sonra merakını gider.
    "Merak etme" boş bir duygudur.
    Ağzında bal taşıyan arının iğnesi de vardır onu unutma...

    Hiç bir kadının, ayağının altını cehennem ateşi yakmaz. Kadınlara söylüyorum.
    Ayağına temiz bak!
    Tabii güzellik sırlarına hakaret etme, tırnaklarına hürmetli ol! Onları soytarılaştırma!
    Söylediklerime dikkat et!
    Söylemediklerimden kendine söz çıkarma!
    Bunlar güç iş değildir.
    Hakk’ın emirlerini yerine getirmiyorsan hiç olmazsa cesedine hakaret etme!..

    Kadını fuhşa sürükliyen erkektir.
    Irzına geçen erkektir.
    Bu gibiler tövbe etseler bile faide vermez...

    Zina yapan kadın recmedilir.
    İslâmiyette kadın katli yasaktır.
    Ölüm cezası recimdir. Taşlamadır.
    Bu çok büyük bir meseledir.
    Recmedilen kadın indi ilâhîde suçundan mağfur olur.
    Ve cesedi azab görmez.
    Ceseden şehittir.
    Bu kadına Hakk tarafından verilmiş bir mertebeye bağlıdır.
    Kadın topraktan veya eğe kemiğinden yaradılış rivâyetinden uzaktır.
    "NEFSİN VAHİDETÎN" den yaratıldığının delilidir.
    Yalnız kadın recmedileceği zaman âdetli olmaması lâzımdır.
    Eğer bunu tesbit etmeden yaparlarsa bütün günahı emir veren ve her kim taşlarsa ona aittir, azabı vardır.
    Hele emzikli küçük yavrusu veya hamile olana yapılırsa emir veren de taş atanda dinden çıkarlar.
    Recm edeceklerin abdestli bulunmaları lâzımdır.
    Erkeklerde başvuracak cellat abdestli olacaktır.
    Aksi halde küfre giderler.
    Çünkü bu emir Hakk’ın emrini yerine getirmektir.
    Farz ise, farzlar abdestsiz yapılamaz.
    Hayvan kesenler, hamur yoğuranlar, ekmek yapanlar hepsi abdestli olarak işi yapmaları lazımdır.
    Süt sağanlar buna dahildir.
    Meme veren kadınların yavrularına abdestli olarak süt vermeleri muhakkak lâzımdır.

    Her ne sûretle olursa olsun kadın öldüren cehennemliktir. Burada dinsizlik mevzu bahis değildir.
    Kadın öldürmek hele küçük kız öldürmek, küçük erkek öldürmekten daha beterdir.
    Büluğdan evvel kız ve erkek, kadın öldürmek İslâm Dininde tamamen yasaktır, haramdır, tövbesi ve affı yoktur.

    Zina yapan erkek katledilir.
    Cesedi kurtulur ruhu azap görür.
    “Recmedilen kadının guslü yapılır. Cenaze namazı kılınır.” Erkeğin guslü yapılmaz cenaze namazı kılınmaz.
    Resûlü Ekrem recmedilen bir kadının cenaze namazını kıldı.
    Hazreti Ömer itiraz etti :
    “Ya Ömer o kadın öyle bir tövbe etti ki bütün Medine halkına taksim edilse hepsine yeter!“ buyurdular.

    İslâmda, ceza tatbik edildikten sonra kin ve adavet göstermek haramdır.
    Sevgi duygusu hakimdir.
    İslâm ceza sisteminin gerçek ruhu budur işte.
    Yetimdi kaldığı evde bir câriye ile zina yapan Muaz İbni Mâlik recmedildi.
    Sahabelerden iki zât küfrettiler.
    Resûlü Ekrem duydu. Ses çıkârmadılar.
    Bir saat sonra yolda ölü bir eşek gördüler.
    “Bana falan sahabeyi çağırın!“ diye buyurdular.
    Sahabeler geldi.
    Resûlü Ekrem : “şu ölü eşek etini yiyin!“ diye emretti.
    Sahabeler : “Yâ Resûlullah bu yenir mi?“ dediler.
    “Demin recmedilen arkadaşınızın ırzına küfrettiniz, o söz bu eti yemekten daha kötüdür!“ buyurdular.
    “O öyle bir tövbe etti ki şimdi cennet ırmaklarında yıkanmaktadır!“
    Recmedilen kadına yakından Halit İbni Velid büyük bir taş atarak başına vurdu.
    Halide kan sıçradı.
    Halid küfretti.
    Resûlüllah : “Hele dur bakalım o kadın öyle bir tövbe etti ki bir şâki yapsa bütün günahları affolunur!“

    Hazreti Havvanın sırrını, Hazreti Meryem’in erkeksiz İsa’yı doğurmasında Hakk gizlemiştir.
    Hazreti Âdem ve Havva arza indikten sonra cinsî olarak birleşmişlerdir:

    Habil, Kabil isimli iki evlatları olmuş, en son evladı da ŞİT dir ki ilk Peygamber Şit’tir.
    Habilin öldürülmesi neticesi Cenâb-ı Allah Âdem’e Hubbetullah mânâsına gelen “Şit”'i ihsan etmiştir.
    Şit ilk peygamberdir, kendisine tesbih ve tehlil gelmiştir.
    Ebu Kubeys dağında Hazreti Âdem’in yanında metfundur.
    Habil ve Kabilden sonra Havvanın, Âdemle birleşmeden Hazreti Meryemin İsa’yı doğurduğu gibi Eklimya ve Lebuda İsimli iki kızı olmuştur.
    Kabil’e küçük kız Lebuda.
    Habil’e büyük kız Eklimya verilmiştir.
    Eklimya çok güzeldir.
    Kabil Habil’i öldürür.
    Eklim’yayı almak için...

    Yukarda bahsettiğimiz gibi :
    İnsan tıyn, salsal, kelfahhar, hame, turab'dan malzeme olarak halkedildi.
    Bu Âdem...
    İlk insan...
    Sonra Nutfe, alaka'dan yaratma yardım malzemesi alarak İnsana verildi.

    Hazreti Havva ise "NEFSİN VAHİDETİN" tek candan halkedildi. Âdemin yaratılma malzemesinden değil Havvanın ki...
    Sonra her şey canlı cansız, zevceyn yaratıldı.
    İlk evvelden...

    Müsbet, menfi iki zıt element birleşti.
    Bu zıtlardan bir ahenk ortaya çıktı.
    Bu zıtlara yek diğerine karşı bir incizab, bir sevgi, bir yakınlık yek diğerine kaynaşıp bir varlık husule getirme kudreti verildi...

    Maddî taraftan cesedî bir incizab başlar.
    Küçülür, küçülür gözle görülmez hale gelir.
    Orada bilmediğimiz yani müsbet ve menfi elementlerin, nesnelerin birleştiği yerde bir canlılık başlar.
    Büyür, tekrar görünür canlılık ruhî tezâhür şeklinde görünür.
    Erkek kadını gördüğü zaman, diğeriyle uzvî bir istek yek diğerine karşı duyarlar.
    Yanaşırlar, sevişirler, koklaşırlar sonra vücudları yek diğeriyle birleşir.
    Maddî görünen taraftan ruhî bir hazza giderler.
    O sırada kendilerinden görünmez maddî bir şey ayrılır... Boşanırlar...
    Görünmeyen parçalar birleşir.
    İki zıttan bir ahenk yaparlar.
    Kendilerine benzer bir yavru taslağı olmağa başlar.
    “Nutfe”, “Alaka” bunların birleşmesi neticesi bir "NEFSİN VAHİDETİN" tek bir candan husule gelir...

    Hazreti Âdem’den sonra Hazreti Havva toprak, topraktan çıktıktan sonra başka bir terkib ve malzeme ile yaratılıyor.
    Âdemin terkibini taşıyan erkek, erkeğin terkibini taşıyan kadınla devam ettiriliyor.
    İnsanın nesli murad olunan zamana kadar...
    Erkek ölünceye kadar nutfesi devam ediyor.
    Yumurta husule getirecek kadın ise muayyen bir zamana kadar...
    Bunların hikmeti ve sırrı bu son sözde gizlenmiştir.
    Gizletilmiştir.
    Hak tarafından...

    Her sırrın akıl hududuna, tefekkür perdesine getirilmesini Cenâb-ı Hakk hiç bir yaratığa vermemiştir.
    Yalnız bir tek mübârek insan müstesna...
    Oda bunu söylemek iznini HakK’tan almamıştır.
    Ona selâm olsun.
    O da Resûlü Ekremdir...

    Cimâ ve birleşme cesede aittir.
    Yaradılış malzemesi toprak olup, toprak topraktan çıktıktan sonraki erkek...
    Aslı toprak olmayan yani ilk malzemesi “tek bir can” olan kadın...
    Bu ikisinin, iki zıttın birleşmesi...
    Bu birleşmede cesedin duyduğu zevki ruh, bir telezzüz şeklinde hisseder.
    “Zevk” başkadır.
    “Telezzüz” başkadır.
    Aynı mânâ ve duygu değildir.
    Bu kelimelerden bir çok inceliklerle iç âlemin kapıları aralanır. Amma düşünebîlirsen...
    Zevk cesede aittir, telezzüz ruha aittir.

    Cünup olan ceseddir.
    Erkek cünup olur.
    Kadın cünup hale sokulur.
    Rüyada cimâ yapan ihtilam olmuştur.
    Cesede aittir ihtilam..
    Fakat ihtilam başka türlü bir cünuplüktür.
    Birinde uyanık iken bilerek cesed vücudu nefis yardımıyla cünup olmaya getirir.
    İhtilamda ise ruh yardımıyla cesed ihtilam olur.
    Fark arada büyüktür.
    Cünup olana gusül lazımdır.
    Ruhunu cesedinden ayıran insan rüyada ihtilam olmaz.
    Bu çok zor bir iş ve güçtür.
    Ancak başkasının himmet ve nazariyle mümkündür.
    Veyahut bilinmeyen bir tevfiki ilâhîdir; O kula...
    Çok ihtilam olmak uzvî bir rahatsızlık telakki edilirse de manevî bir sebebin tesiri altında çok iyi bir şey de değildir... Günah değildir, fakat ehemmiyet verilmeyecek bir durum da değildir.
    Fazla açıklayamam.

    Bazı hayvanların kızanlık devri vardır, ondan başka zamanlarda cimâ yapmazlar...
    Veya yapamazlar.
    Kediler, köpekler, kurtlar ve bir çok hayvanlar...

    Kediler yazın başlangıcı, köpekler yaz, kurt kışın, iklimlere göre bu değişebilir.

    Soğuk, mutedil, sıcak iklimlerde bu husus başka başkadır.
    Sıcak bölgelerde birleşme fazladır.
    Büluğ erkendir.

    Soğuk ülkelerde mıntıkalarda büluğ geçtir.
    Cimâ hissi azdır.
    Eskimo kadınları altı ay âdet görmezler.
    Bunun uzvî bir sebebi olduğu gibi bunun altında manevî bir sebeb gizlenmiştir.

    İnsanlarda, bir devrede kadın hayızdan kesilir.
    Genel olarak erkeklerde de kudret zayıflamaya başlar veya kesilir.
    Yani cimâ devri sonra gebelik.
    Sonra olgunluk...
    Ihtiyarlık...

    Buğday olgunlaşır.
    Bir tanede hem erkek hem dişi nüvesi mevcuttur.
    Toprağa girdiği zaman çoğalmak için büyür.
    Tekrar nesil bırakır.
    Dünyada her nebat, ağaç, meyve her şey zevceyndir.
    Kuşlar, böcekler, balıklar hepsi aynı gözle görülmeyen mikroplar bile.
    Atomlar da müsbet ve menfi, dişi ve erkek demektir...
    Yalnız bir mahlûkun dişi-erkeği yoktur "İpek böceği" ...

    Eşlerini hor görüp onlara hakaret eden, dayak atan, eziyet eden erkekler bitmeyen hesaba çekileceklerdir.
    Ne dinden olurlarsa olsunlar.
    İster fasık, ister münkir olsun, bu hesap hususî bir hesaptır, istisnası toz kadar bile yoktur.
    Tövbesi de yoktur.
    Ancak kadın erkeğinin haberi olmadan sessiz, sözsüz hakkını helâl ettiğini kimseye bildirmeden Allah’tan istemesi şartı ile belki erkek bu hesaptan o da ucuz kurtulur.

    Kim olursa olsun Cenâb-ı Hakk Cennetini anaların ayağının altına sermiştir.
    Yukardaki hesapta kadının Âdem gibi topraktan değil başka bir şeyden yaratılması dolayısıyla ona hakaret vardır.
    Bu “Nesne” “NEFSİN VAHIDETÎN” dir.
    O nedir bilir misin?...
    Söylersem insan derhal çıldırır.
    Onun için delilik bizde kalsın da söylemeyelim.
    Doğrusunu Allah bilir...

    Eğer bizim, deliliğimize biraz iştirak etmek murad ve arzunuz varsa ki muhakkak olacak; dediklerimi dinle! Söylemediklerimden kendine söz çıkarma!
    Şu sözleri düşün :
    Şeytan niçin Havva’yı kandırdı, Âdemi kandırmadı?
    Çünkü şeytan Âdem’e secde etmemişti.
    Şeytan Melektir.
    Havva ile secde meselesi yoktur.
    Şeytan Hakk’ın emrinden çıkamaz.
    Emir olmadan cennete de giremez.
    Cenâb-ı Hakk’ın bir muradı bu..
    Bilemeyiz.

    Havva topraktan yaratılmadığından onu kandırdı.
    Secde etmediği Âdemle işi kalmadı.
    Şeytanın arası yok Âdem ile.
    Bu da bir sırdır.
    Kadın şeytandır diye bir söz vardır.
    Şeytanın Âdeme secde etmediğine sebeb Hakk’ın muradıdır. Emirdir bu...

    Yapacağı işleri kadın aynasında aksettirdiğinden kadına şeytan sözü ortaya çıkmıştır.
    Tamamıyla yanlıştır..
    Hatta böyle söylemek bile doğru değildir.
    Sözle çizilmiş şu resme bak :
    Uzun boy.
    Nârin mütenâsib vücud.
    Beyaz ten.
    Siyah uzun saçlar...
    İri siyah gözlü.
    Sâkin ve yavaş konuşur.
    Düzgün cümlelerle.
    Okuma ve yazma bilir.
    Şairdi.
    Karanlıkta her yer nur içinde kalırdı.
    Yere kuvvetle basarak yürürlerdi.

    Resûlü Ekrem Cebraile bile kıyam etmezdi.
    Yalnız O’na, huzurlarına girdiği zaman kıyam ederlerdi.
    Bu, kendisinden bir parça olan Hazreti Fatımadır.
    Bütün kadınların Hatunluk Sırrı onda dünya yüzünde görülmüştür.
    Hakk şefaatine nail eyleye!..
    "Ehlibeyt" ondandır.
    Onun devamıdır.
    Ehlibeyti sevmek Fatımayı sevmektir...
    İşte ona benzemeye çalışan islâm kadınının anasının ayağı altındadır cennet.
    Hadisin manâsı budur...

    Burada başka bir bahiste izâh edilecek bir mesele vardır. İnsanın bir müsbet ruhi.
    Bir de menfi maddî yaradılış tarafı vardır.
    Menfi tarafla mücadele edilmez.
    Maddî tabiat kanunlarına tabi ve bağlıdır.
    Erkeklerde sakal bıyık vardır.
    Kadınlarda yoktur.
    Erkeklerde genel olarak saç dökülmesi vardır.
    Bıyık, sakal dökülmesi yoktur.
    Kadınlarda saç dökülmesi genel olarak yoktur.
    Bu husus yaratılıştaki ayrılığın neticesidir.
    Ve bir şey ifade ve isbat etmektedir.

    Hastalık, menfi tarafa, maddî cesede arız olan hal
    lerdir.
    Bu da sezilemeyen âhenkten ayrılma neticesidir.
    Bu da mikrop, hastalık perdesi ile gizlenmiştir.
    Müsbet tarafın burada nizama bilerek veya bilmeyerek karşı durmasıdır ki bu bilirsiniz idrakî güç bir isyandır.

    Cenâb-ı Allah, insanın neden ve nasıl halkedildiğini bildirmiştir.
    Hayvanların, nebatların cümlesinin nasıl ve neden halkedildiğini bildirmemiştir.
    Meleklerin nurdan, cinnilerin dumansız ateşten halkediidiği bildirilmiştir.
    Ve ilk hayatın suda başladığı ve balıkların halkedildiği de bildirilmiştir.
    Fakat neden ve nasıl halkedildiği hakkında bilgi yoktur.
    Bu bilgisizlik insanları nazariyeler kurmaya götürmüştür.
    Fennî, ilmî birçok hakikatlar ortaya çıkarılmıştır.
    Bunların hepsinin böyle oluşlarının sebebleri ve niçinleri vardır.
    Bunlar buzlu cam arkasında buğulu olarak bilinmektedir.
    Fakat asıl niçin ve sebeb malûmdur.
    Başka bir bahiste bunlar bilgi hududumuz dahilinde izâh edilecektir.

    Bu kitabda “Sorma, söyliyemem, söylenemez” lafları bazı yerlerde geçmiştir.
    Bunun mânâsı şudur.
    Bilgisizlik değildir.
    Söylenenlerden şüphe edilirse söylenen şeye töhmet edilmiş olur.
    Hakk’a karşı hürmetsizliktir.
    İnanılmayan bir şeye yalan isnad edilmiş olur.
    Bunu söyleyen de töhmet altında kalır.
    Küfür ve isyana girmiş olur.

    Öyle şeyler meseleler vardır ki :
    İnanılmadığı takdirde insan kâfir olur.
    Yani bilmeden Allah’ın varlığını inkar etmiş duruma düşer.
    Kur’ân’ın bildirdiklerine inanmayan kâfir olur.
    Bir kısmına inanıp da bir kısmına aklî itiraz bile insanı kâfir yapar.
    Bir emri yapmamak başkadır.
    Böyle şey olmaz demek başkadır.
    Hakk’ın emirlerini yapmıyor.
    Fakat bazı emirleri yapmak şartı ile inanıyorsa kâfir olmaz.
    Efendim bizim inancımız vardır amma yapamıyoruz.
    Baloya gider, içki içer, kumar oynar, plaja çıplak girer, bunların hepsi küfürdedir.
    Gusül yapıyorlarsa bunlara kâfir denemez.

    Fakat gusül yapmıyorlarsa İslâm değildirler.
    Kâfirdirler. Yani küfürdedirler demektir.
    Bunlar bilmeden tamamiyle inkârdadırlar.
    Ne söylerse söylesinler...

    Tırnak büyütmek, boya sürmek, saç boyamak asıl rengini değiştirerek.
    Erkeklerde dahil, hele erkeklerde saç boyamak tamamiyle haramdır.
    Kadının çıplak gezmesi, plaja gitmesi, islâm âdeti olmadığı gibi o kimseye de helâl değildir.
    Haramdır.
    Küfürde olana haram, helâl diye zâten bir şey yoktur...

    Dünya ve nefsî kayıtlarından kurtulmaya çalış.
    O zaman cennet ve cehennem kayıtları da kalmaz.
    Geride ne kalır bilirmisin?
    Bir parça çamur.
    Çamurdan yaratılan aslına döner.
    Ruh Allah’ın emir cümlesindendir.
    Allahtan gelmiştir.
    Allaha dönecektir.
    Günahkârların cehennem azabından kurtulmaları için yapılan şefâat bir parça çamur içindir.
    Çamuru tekrar çamur olmadan temiz tutmaya çalış.
    Bu çamuru muhafaza için Resûlün Sünnetlerinden ayrılma!..
    Haram demek, Resûlullahın Sünnetlerinden ayrılmadır.

    ---Resûlü Ekrem Ali'ye : "Sen Fatıma'nın kölesi ol ki, o da senin câriyen olsun!"
    Fatıma'ya : "Sen Ali'nin câriyesi ol ki, o da senin kölen olsun!" buyurmuştur.
    İşte İslâm ailesinin düsturu budur.

    KELİMELER :

    Yakut : Çeşitli renkleri olan kıymetli bir süs taşı.
    Vâsıl : Ulaşan, erişen, kavuşan. Hakka vâsıl olan.
    Atş : Susuzluk. Susama.
    Fâdıl: Fazilet sâhibi. Üstün kimse.
    Men’ : Yasak etmek. Durdurmak. Bırakmamak. Bir şeyi diriğ etmek, esirgemek.
    Tezgâh : f. Dokuma âleti.
    Cünüb : Cenabetlik. Şer'an yıkanıp temizlenmeye mecburiyet hâli. * Irak, uzak, baid.
    Setr : (Setir) Örtme, kapama, gizleme.
    Setr : (Setir) Örtme, kapama, gizleme.
    Hayz : Hayız. (C.: Hiyaz) Kadınlara mahsus aybaşı. Kadının âdet hâli. Böyle bir kadına hayize denir. (Kadını döl yatağı denen rahminden, bir hastalık veya çocuk doğurma sebebi olmaksızın, muayyen müddetlerde kan gelmesine o kadının "aybaşısı" denir. Buna ve kan geldiği müddete de hayız müddeti denir. İslâmiyetçe, bu halde bulunan bir kadın, namaz kılamaz, oruç tutamaz ve cinsî münasebette bulunamaz, haramdır.)
    Uzvî : (Uzviye) Uzva ait. Canlı. Organik.
    Gusül : Boy abdesti. Temizlenmek. Maddi, manevi temizlik için şartları dahilinde yıkanmak. Taharet-i Kübrâ da denir
    Mahremiyet : Gizlilik. Mahrem olma hali.
    Temessül : Benzeşmek. Cisimlenmek. * Bir şeyin bir yerde suret ve mahiyetinin aksetmesi. Bir şekil ve surete girmek
    Muayyen : Görülmüş olan, kat'i olarak belli olan, belli, ölçülü, tayin ve tesbit olunmuş, karalaştırılmış.
    Şefkat : Başkasının kederiyle alâkalanmak, acıyarak sevmek. Yardıma, sevgiye muhtaç olanlara karşılıksız olarak merhamet ve sevgiyle yardıma koşmak. Karşılıksız, sâfi, ivazsız sevgi beslemek
    Zifaf : Gerdeğe girmek. Gerdek.
    İ’tibar : (İtibâr) Ehemmiyet vermek. Hürmet, riâyet ve hatır saymak. Kulak asmak. İbret alıp uyanık olmak. Birisini veya sözünü makbul farzetmek. * Taaccüb etmek. * Şeref, haysiyet. * Bir şeyin gerçek değil, kararlaştırılan değeri. * Ticarette söz veya imzaya olan itimad.
    İhmal : Ehemmiyet vermemek. Yapılması lâzım bir işi sonraya bırakma. Dikkatsizlik. Başlayıp bırakmak. Terk etme
    Sâfiyet : Saflık, hâlislik, temizlik.
    Tâzim : Hürmet. Riayet. İkramda bulunmak. Bir zât hakkında büyük sayıldığına delâlet edecek surette güzel muâmelede ve hürmet ifade eden tavırda bulunmak.
    Araz : İşâret, alâmet. * Tesâdüf, rast gelme. * Kaza. Felâket. Zâtî olmayan hâl ve keyfiyet.
    Mesh : El sürme. * Silme. * Abdest alırken başı ıslâk temiz el ile sığamak. * Taramak.
    Câiz : Mümkün, olur, olabilir. * Fık: Yapılması sahih ve mübah olan herhangi bir fiil veya akit.
    Recm : Taşlamak, taşa tutmak, taş ile insan öldürmek.
    İnd : Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Hissî ve manevî mekân. Maddî ve manevî huzura delâlet eder. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir.
    İncizab : Cezbedilme, çekilme.
    Tezâhür : Meydana çıkma, belirme, görünme. Gösteriş. * Birbirini korumak, birbirine arka olmak. * Arkalaşmak; yâni birbirine yardım etmek.
    Terkib : Birkaç şeyin beraber olması. Birkaç şeyin karıştırılması ile meydana getirilmek. * Birbirine karıştırılmış maddeler.
    Telezzüz : Tat ve zevk almak. Zevklenmek.
    İhtilam : Uyurken cenabet olmak, düş azmak. Ergenlik.
    Cimâ : Cinsi münâsebet. Çiftleşmek. * Zamm etmek.
    Himmet : Kalbin bütün kuvveti ile Cenab-ı Hakk'a ve sâir mukaddesata yönelmesi. Kalb isteği ile gösterilen ciddi gayret. * Allah indinde makbul ve mübârek bir kimsenin mânevi yardımı ile birisini koruması, yardım etmesi. * Tabiî şevk ve meyil ve heves. * Lütuf, yardım.
    Nazar : Göz atmak. Mülahaza, düşünmek, bakmak, imrenerek bakmak, düşünce.
    Ehemmiyet : Mühim olma, ağırlık, değerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam, kıymet, nazar-ı dikkati çekme.
    Mutedil : Yavaş ve mülâyim. Ne pek az, ne pek çok olan. Orta hâlli. İtidalli.
    Mıntıka : (Mıntıka) Muayyen bir yer. Havali. Taraf. Kısım. Kuşak. Kenar. Yeryüzünde bir kısım. Bölge.
    Âdet : Kadını aybaşı hayzı görmesi, aylık kanama olması.
    Mütenâsib : Uygun, aralarında muntazam bir nisbet bulunan, muvâfık, birbirine mensub ve müşâbih olan.
    Nârin : f. İnce, zayıf, nazik.

    ÂYETLER ve HADİSLER :

    “BAŞINIZI MESHEDİN!” âyet emridir :

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَينِ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا وَإِن كُنتُم مَّرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاء أَحَدٌ مَّنكُم مِّنَ الْغَائِطِ أَوْ لاَمَسْتُمُ النِّسَاء فَلَمْ تَجِدُوا مَاء فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ مَا يُرِيدُ اللّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَـكِن يُرِيدُ لِيُطَهَّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    ---“Ya eyyühellezine amenu iza kuntüm iles salati fağsilu vücuheküm ve eydiyeküm ilel merafiki vemsehu bi ruusiküm ve ercüleküm ilel ka'beyn ve in küntüm cünüben fettahheru ve in küntüm merda ev ala seferin ev cae ehadüm minküm minel ğaiti ev lamestümün nisae fe lem tecidu maen fe teyemmemu saiydan tayyiben femsehu bi vücuhiküm ve eydiküm minh ma yüridüllahü li yec'ale aleyküm min haraciv ve lakiy yüridü li yütahhiraküm ve li yütimme ni'metehu aleyküm lealleküm teşkürun : Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı da (yıkayın). Eğer cünüb oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.“ (Mâide 5/6)

    “CENNET ANALARIN AYAĞININ ALTINA SERİLMİŞTİR”
    ---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : “Cennet anaların ayakları altındadır!”
    (Es-Siracu'1-Münir: 2/217)
    _________________

    8 ay önce gönderildi #

Bu başlık için RSS kaynağı

Cevapla

İleti göndermek için giriş yapmalısınız

Dua Dostlugu. . . gururla bbPress ile destekleniyor.
Türkçe çeviri: eminbuğrasaral