Dua Dostlugu. . .

Dua Dostluğu Efendimize (S.A.V) İthafen

Kayıt ol veya giriş yap - yoksa parolan mı kayıp?

Dua Dostlugu. . . » HAYATA DAİR

NUR..

(5 ileti) (5 izleyen)
  • Kadir Baba tarafından 8 ay önce başlatıldı
  • Gulsen tarafından son yazılan cevap
  • Related Topics:
    1. BİT,PİRE VESAİRE....(Dr.Münir Derman HZ.)
    2. VAAZ NOTLARI1 VE 2...(Dr.Münir Derman Hz.)
    3. Kibir.....(Dr.Münir Derman.Hz)
    4. TEREKET SELAMİ ANDARİR HİYANETÜN..(Dr.Münir Derman Hz.)
    5. Nasihat.....(Dr.Münir Derman Hz.)

Etiketler:

  • Dr. Münir DERMAN Hz.
  1. Kadir Baba
    EDEP YA HUU.

    NUR

    BAŞ GÖZÜ.
    KALB GÖZÜ
    GÖNÜL GÖZÜ.

    NUR:

    Baş gözü, El Basir esmâsının kudretiyle, eşyayı mekânda gören gözlerdir.
    Bu görmede ziyaya ihtiyaç vardır.
    Ziyasız da görürler.
    Uykuda, rüyada görmeler yine aynı gözlerle vâki’dir.
    Amma gönül gözüne bu anda biraz yanaşır.
    Bundan dolayı görür.
    Uyanık iken gönül gözü de bazen görür.
    Mekânda olan eşyayı röntgen gibi her zerresini gören gözler de gönül gözleridir.
    Baş gözü ikidir. Tek görür.
    Gönül gözü ikidir. Tek görür.

    Zaman ve mekân dışı, mesafe mefhumu olmadan, baş gözünün görmediği, görülmeyeni gören gözlerde kalb gözüdür.
    Kalb gözü birdir, her cihetten, zaman ve mekânda, fakat bunların dışındakileri görür.
    Kalb gözü, ziya, mekan ve zaman, bu göz için yoktur.
    Aynı baş gözü ile kalbe bakar, oranın perdesinde görür, o anda zaman ve mekân yoktur.
    Mesafe, uzaklık, yakınlık yoktur.
    Yanında imiş gibi bütün, her ciheti görüp, hatta konuşup yanında imiş gibi...

    Tayy-i mekân,
    Tayy-i dil,
    Tayy-i kelâm,
    Tayy-i renk,
    Tayy-i koku,
    Tayy-i cesed, mümkün olur.
    Radyo, tayy-i ses.
    Televizyon, tayy-i sûret,
    Renkli televizyon tayy-i renk.
    Âletlerini insan kafası buldu.
    Bu İlâhî Kanunların fizikî sûrette tecellî ettiren isbatlarıdır.
    Bir insan bir anda veya bir eşya bir anda, dünyanın bir ucundan diğer ucuna gidebilir.
    Belkis’in tahtının bir anda Hadramut’tan Kudüs’e gelmesi...

    Bir velî bir anda burada iken, çok uzaklara ruhen olduğu gibi ceseden de Tayy-i mekân eder.
    Binlerce kilometre uzakta olan diğer biri ile, yan yana imiş gibi konuşur ve birbirlerini görebilirler.
    Veyahut bütün mevcudiyeti ile yek diğerinin yanına gidebilirler.
    Bunu yapabilenler, her istediği eşyayı veya şahsı da tay-yi mekân ettirebilirler.
    Bazan bunlar sûretlerini gösterirler.
    Aynı zamanda yüzlerce yerde görünebilirler.

    "Nur-u Resûlullah"
    Nur, ilâhî Nurun Zâtullâhdan aksetmiş, Rahîm Sıfatına bürünerek tahammül hududuna girmiş şeklidir.
    Ziya değildir.
    Rahîm, tatlı ilâhî bir nesnedir.
    İşte bu nuru tahammül hududuna indiren Resûlü Ekreme "Rahmeten li’l- âlemin" denilmiştir.
    Nur : Allah’ın zâtının özündeki güçlerden bir gücün özel ismidir. Zâtından başkasına verilmez.

    Bütün peygamberler siyah saç, siyah gözlüdür.
    Sarı saçlı ve mavi gözlü peygamber yoktur.
    Sonradan saçları beyazlaşanlar vardır.
    Büyük velîlerde sarı saçlı tesadüf edilmemiştir.
    Mavi gözlü de görülmemiştir.
    Saçların muhtelif renkli,
    Siyah, kumral, sarı, kızıl oluşunda...
    Gözlerin : Siyah, mavi, yeşil, kahverengi, lacivert, menekşe renk oluşunda...
    Çok büyük bir hikmet ve sır vardır.
    Bunların açıklanması doğru değildir.
    İnsanlar birbirine girerler.
    Siyah nur, baş gözüne gök mavisi ve yeşil renk hâlinde görünür.
    Bütün nebatat dikkat edilirse hep yeşil renktedir.
    Siyah renk, en ziyade beyaz rengi, beyaz renkte en çok siyah rengi en temiz ve saf olarak, en ince noktasına kadar gösterir...
    Resûlullâh efendimizin saçları, kılları, gözleri siyah renkte idiler...

    Allah yolunda çile çekmek büyük bir nasiptir.
    Herkese müyesser olmaz.
    Gözle görünen el ile tutulan, mekânda yer işgal eden her şeye madde diyoruz.
    Dünyada maddenin son kapısı Kâbe’dir.
    Resûlü Ekrem Kâbe’de doğdu.
    Orada büyüdü.
    Vahiyi orada aldı.
    Mi’raca oradan yükseldi.
    Peygamberliğini orada ilân etti.
    Orada evlendi.
    Çocukları orada doğdu…

    "Nur" kelimesinin ifâde ettiği mânâ bir sırdır, insanın aklına, ışık, parlaklık gelir amma "Nur" ışık üstünde bir sırdır.
    Nereye vurursa eşya gölgesiz olur.
    Nur kelimesini insanlar şu lâflarda kullanırlar :
    Nur yüzlü… insan...
    Nur indi... mezara...
    Nur gibi... temiz, parlak, saf...
    Siyah nur, yeşil nur sözleri de vardır.
    "Nur" Hakk’ın bir sırrıdır.
    "NURU’S- SEMÂVÂT" Allah Semâvâtın Nurudur.
    Âlemin nuru, bu sözden bir kapı aralığı bulmaya çalış...

    Asıl sır olan nurun ışık ile alâkası yoktur.
    O ışık altına gizlenmiş karanlıktır.
    Her yerde tecellî eder.
    Karanlığı siyah renk temsil eder.
    Kâbe örtüsü siyahtır.
    Hacerü’l- Esved siyahtır.
    Siyah ırk bir şey ifâde eder haykırır.
    Hakiki sarık siyahtır.
    Cübbe siyahtır.
    Hakiki toprağın rengi siyahtır.
    Kömür siyahtır.
    Mürekkep siyahtır.
    Siyah rengi bürünmüş bir çok hayvanlar vardır.
    Lekesiz siyah kedi. Hırsız değildir.
    Lekesiz siyah tavuk. Kesmeyiniz. Yumurtasının yalnız sarısını yiyiniz...
    Lekesiz siyah horoz ki çok nadir bulunur. Kesmeyiniz.
    Siyah saç. Siyah göz.
    Siyah elbise.
    Siyah örtü.
    Matem âlemeti olarak, siyah tercih edilir. Hatadır.
    Yanan her şey siyah olur.
    Siyah gül vardır. Çok enderdir.
    Resûlü Ekrem : “sarı ırkta, sarı insanda hayır yoktur!” buyurmuştur.
    Beyaz ve siyah ırk veya insan buyurmamıştır.

    Bazı şeyleri baş gözü ile görmek için karanlıkta ancak görebiliriz.
    Veyahut o şeyler kendilerini bize karanlıkta gösterirler.
    Yıldızlan karanlıkta görebiliriz veyahut bize kendilerini karanlıkta gösterirler.
    Cenâb-ı Hakk, karanlığa, sabah yıldızına, yıldızların mevkilerine kasem eder, yemin eder onları şâhid tutar gösterir...

    Uyurken gözlerimizi yumarız.
    İçimize döneceğimiz zaman gözlerimizi yumarız.
    Fazla ziya gözlerimizi kamaştırır.
    Karanlık kamaştırmaz.
    Niçin?..
    Gafil olma hakiki nur karanlıktadır demektir.
    Hatta gözler fazla ziyaya bakarsa, artık görmez olur. Karanlığa dalar.
    “Gözlerim karardı! Bir şey göremedim! Göremiyorum!” deriz...
    Cebrail âleyhisselâm Resûle ilk defa dünya perdesinde karanlıkta Hira Dağı’nda karanlık siyah nur içinde görünmüştür.
    Unutmayın ki Allah "Settar"dır.
    Hakk’ın methetdiği "Zeytün" evvelâ yeşil sonra kırmızı siyah olduğu zaman kuzgunî siyah olur.

    "ALLAHUMME Bİ’L-ÎSMİ’L- MEKTUBU ALA VERAKİ’L- ZEYTUN"

    HACERÜ’L- ESVED : Semâvî bir taştır.
    İlmi olarak izah etmek icâb ederse semâvâttaki herhangi bir yıldızdan kopan bir parçanın arza düşmüş olmasıdır.
    Bu gibi Hacer semâvîler her devirde, her zaman ara sıra vâki’ olmaktadır.
    Müzelerde çok teşhir edilmektedir.
    Hacerü’l- Esvedin hangi yıldızdan düşdüğü malûmdur.
    Büyük velîler bunu söylemektedirler.
    “Sırrını ve yıldızı gizlemek için âşikâr olarak Cennetten gelmiştir” sözü hakiki İslama kâfidir, incelenmemesi için bu söz yeter...

    Resûlü Ekremîn bu taşa kıymet vermesi bambaşka bir sırdır.
    Zâti Risâletleri hürmet ve tâzim ettiği için bize de bunu tereddüt etmeden yapmamız lâzımdır.
    Burada münakaşa, söz ve sual doğru olmaz.
    Hangi yıldız olduğunu söyleyemem.
    Zira o yıldıza daha gelmeden, bilinmesi icâb eden sırlar ve nice meseleler vardır.
    Hazreti Debbağ : “Beyti’l- Mamure’den kalma yakuttur. Nuh tufanından sonra siyah olmuştur!” der.
    Bunlar da bilmek ancak makamına yetişmeden söylenmez.
    Cenâb-ı Hakk kelâmında : “Yıldızların, yıldızların mevkilerine kasem ederim!” buyuruyor.
    Bu Kelâm-ı Celil insana bir şey telkin etmelidir.
    Ve susmalıdır…

    Bu gün Hacerü’l- Esved asırlardan beri tavafta öpülüyor.
    Sağ el işaret parmağı ile meshedilir.
    İtikâle uğruyor.
    Ziyaret edenler bunu bilirler.
    Aşına aşına şeklini değiştirmektedir, bunu düşünmek lâzımdır.
    Bu bir şeyi sessiz sözsüz haykırmaktadır.
    Bir gün... Evet bir gün ne olacak?..
    "Kaybolduğu zaman kıyamet!" yeter bu kadar...

    Herkeste Hacerü’l- Esved vardır.
    Bunu, büyüklerin tesadüfen veya bilerek sohbetlerinde bulunanlar az çok bilirler.
    "Hacerü’l- Esved" kelimesi tercüme edilemez.
    Mânâsı "Siyah taş"dır, fakat Hacerü’l- Esved ismi hasdır. O taşın ismidir.
    Has esmâların hiç bir dinde tercümesi yoktur.
    "Hacerü’l- Esved" söylendiği zaman o taş hatıra gelir taşlar içinde siyah renkte bir taş değildir.
    Dünya yüzünde tekdir. Bir tanesi daha yoktur.
    Bazı câhiller, mürşidler, hoca diye kisve giyenler vardır. Sorarsanız siyah bir taşdır diye kıymeti zedelediklerinin farkında olmadan kendi cehillerini, kendi kendilerine izhar ve teşhir ederler…

    Zaman-ı câhiliyette taş yine Mekke'de idi.
    Mekke'nin uluları dört kabile büyüğü bu taşı tamir edilen Kâbe’de yerine koymak için nerede ise şeref bana aittir tefahürü içinde kavga edeceklerdi.
    Resûlü Ekrem o zaman gençti ve Mekke'de Emin ismini almışlardı.

    Niza’ın önüne geçmek için, üstlerindeki libası çıkarıp yere serdi ve taşı elleriyle alarak libasının ortasına koydu ve dört ucundan kabile büyüklerine yerine kadar taşıttı ve tekrar mübârek elleriyle alıp yerlerine koymuşlardı.
    Bu vak’ayı her müslüman bilir...
    Bu tesadüf değildir.
    Daha İslâm dini ortada yok...
    Resûlü Ekrem Peygamber olacağını. bilmiyordu...
    Hac mevsimi Hacerü’l- Esvedin dünyaya düştüğü zamana tesadüf eder.
    Hakk’ın arzusu böyle idi. Böyle oldu...

    Kâbe’yi ziyaret edenlerin, bu taşa el sürmeleri, onların cesedlerinin şahâdetidir.
    “Bende Kâbe’yi ziyarete geldim!”
    Hacerü’l- Esved o hacıyı, cesedi için şahâdet edecektir.
    O taşa sürülen el veya parmak hakiki emirleri yapıyorsa, o eli ateş yakmaz.
    Böyle rivâyet etmişlerdir Allah’ın büyük velîleri.
    Bu ateş cehennem ateşi, dünya ateşi, her türlü ateş...

    “Resûlü Ekremi mi’raclarında götüren "Burak" beyaz bir at şeklindedir.” söylerler.
    Bu atta siyah nur idi.
    Beyaz sûretinde görülmüştür.
    Ashab-ı Kefh’in bir köpeği vardır.
    "Kıtmir" cinstir.
    Bu köpek, kuzgunî siyahtı.
    Nereden yazıyorum, nereden biliyorsun diye aklınıza gelecektir?
    Sana isbat ile mükellef değilim.
    O köpeği ben gördüm.
    Şimdi bana “deli!” diyeceksin.
    “Sen nereden göreceksin, ne zaman gördün?” gibi suallere gitme!..
    Ben icâb ederse bu söz için adam tepelerim...
    Sen hakkımda istediğini düşün.
    Bana birşey yapamazsın.
    Kendini hırpalamış olursun. Kendine yazık olur!..
    “Acaib!” de geç!..
    İstersen müsaade ediyorum bu adam “delidir!” de...
    Ama bu işi bilen bulunur.
    Onun yanında söylersem.
    Falanca böyle diyor diye deli olduğunu ilan etmiş olursun...
    Ben senin nazarında deliyim.
    Amma, Sen hakiki delisin...
    Güle güle yoluna devam et!

    Sözlerimi bitiriyorum bu bahis uzundur.
    Hac mevsimi “Hacerü’l- Esved” in' dünyaya düştüğü güne tesadüf eder.
    Bu taş Allah'ın kasem ettiği bir yıldızdan düşmüştür.
    Ve sabaha karşı düşmüştür.
    Ve Cuma gününe tesadüf eder.
    Onun için Cuma gününe tesadüf ederse "Haccü’l- Ekber" olur.
    Hac bu yıldızdan düşen Hacerü’l- Esved içindir.
    Daha söyleyemem dilim tutulur...

    Abdül Kadiri Geyîânî,
    Ahmede’r- Rüfaî,
    Bahaddin Nakşibend,
    Hacı Bayrami Velî,
    Hacı Şabâni Velî,
    Hacı Bektaşi Velî
    Ahmedi Yasevî,
    Beyazidi Bestamî
    Dussukî,
    Aziz Mahmud Hüdaî,
    Ümmi Sinan,
    Muhiddini Arabî,
    Mazbut şemail kitaplarına göre bu büyük velîlerin saçları ve gözleri siyahtırlar.
    Hazreti Ali
    Hazreti Fatma
    Caferi Sadık (Tayyar)
    Şemâilde bildirildiğine göre saç ve gözleri siyahtırlar.

    KELİMELER :

    El Basîru : Vâkıf-hâbir-âşinâ-hâzır-nâzır olarak açığı ve gizliyi gören... Mutlak görücü ve basîretin sahibi olan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL.
    Belkis : Süleyman (A.S.) zamanında, Yemen'de Sebe şehrinde hükümet süren Himyerîlerden bir melikedir. Süleyman (A.S.) bunu Filistin'e çağırdı, geldi ve iman etti.
    Hadramut : Yemen civarında bir ülke.
    Tahammül : Yüklenmek. Bir yükü üstüne almak. * Sabretmek. Katlanmak. * Kaldırmak.
    El Settar : Ayıpları, kusurları örten. Kusurları göstermeyen, günahları bağışlayan Allah (C.C.)
    Allahumme bi’l-îsmi’l- mektubu ala veraki’l- zeytun : Allahım! Zeytin yaprağına yazılmış olan İsim hürmetine isterim!
    Beyti’l- Mamure : İ'mar edilmiş ev. * Kâbe'nin bir ismi.
    Telkin : (C.: Telkinât) Zihinde yer ettirmek. Fikir aşılamak. Zihinde yer etmiş düşünce. * Yeni müslüman olana İslâm esaslarını anlatmak. * Ölü gömüldükten sonra imam tarafından söylenen söz.
    Kisve : Elbise. Kılık. Hususi kıyafet. Küsve. Kisbet.
    Niza’ : Çekişme, kavga.
    Ashab-ı Kefh : Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan'da bahsi geçen ve devirlerinin zâlim padişahından gizlenerek ve onun şerrine âlet olmaktan çekinerek, beraberce bir mağaraya saklanıp, Rabb-ı Rahimlerine (C.C.) sığınan, dindar ve makbul büyük zâtlar. İsimleri rivâvette şöyle sıralanır: Yemlihâ, Mekselinâ, Mislinâ, Mernüş, Debernüş, Sâzenüş, Kefeştatâyüş. Kendilerine sâdık köpeklerinin adı da Kıtmir'dir.
    Mazbut : Zabtolunmuş, elegeçirilmiş. * Sağlam. * Yazılmış. Kaydedilmiş. Hatırda tutulmuş. Derli toplu. * Muhâfazalı. Korunmuş. * Belli, belirtilmiş.

    ÂYETLER :

    NURU’S- SEMÂVÂT :

    اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
    “ Allahü nurus semavati vel ard meselü nurihi ke mişkatin fiha misbah elmisbahu fi zücaceh ezzücacetü ke enneha kevkebün dürriyyüy yukadü min şeceratim mübaraketin zeytunetil la şerkiyyetiv ve la ğarbiyyetiy yekadü zeytüha yüdiy'ü ve lev lem temseshü nar nurun ala nur yehdillahü li nurihi mey yeşa' ve yadribüllahül emsale lin nas vallahü bi külli şey'in alim : Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.“ (Nur 24/35)

    Rahmeten li’l- âlemin :

    وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
    “ Ve ma erselnake illa rahmetel lil alemin : (Resûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.“ (Enbiyâ 21/107)

    DR.münir derman hazretlerinden alıntıdır.


    "KİMSECİKLERE LÜTFEN EMİR SÖZCÜKLERİ VE CÜMLELERİ İLE HİTAP ETMEYİNİZ..EDEP YA HUU.
    8 ay önce gönderildi #
  2. MAHZUN
    Dua Dostu

    ya nasib inşaallah okuyacağım

    Ey müslüman dinini öyle sağlam, öyle diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen
    sende dirilsin!!!
    8 ay önce gönderildi #
  3. Nur
    Bismillahirrahmanirrahim

    Ne kadar isterdim Münir derman hz. ne yetişmeyi ve sohbetinde bulunabilmeyi...
    Sohbetlerini okuyor ve bunun içinde şükrediyoruz muhakkak...
    Allah ruhunu şad etsin makamını ali eylesin Kabri nur olsun..
    Allah bizleri de şefaatine erdirsin inşallah...
    Fatihalar mubarek Münir Derman hz. nin ruhuna...
    Allah sizden de ebeden razı olsun Kadir abi,bizlere bu güzel insanı tanıttığınız ve ondan nasiplenmemize vesile olduğunuz için...Allah her iki cihandada murada erenlerden eylesin sizi ve sevdiklerinizi...Amin

    8 ay önce gönderildi #
  4. Dost
    La İlahe İllallah

    El Fatiha,Ruhlarına
    Abdül Kadiri Geyîânî,
    Ahmede’r- Rüfaî,
    Bahaddin Nakşibend,
    Hacı Bayrami Velî,
    Hacı Şabâni Velî,
    Hacı Bektaşi Velî
    Ahmedi Yasevî,
    Beyazidi Bestamî
    Dussukî,
    Aziz Mahmud Hüdaî,
    Ümmi Sinan,
    Muhiddini Arabî,
    Hazreti Ali
    Hazreti Fatma
    Caferi Sadık (Tayyar)
    ve M.Dermnan..............................................

    "Ey Rabbim, Muhammed ümmetinin cümlesine umûmî bir rahmet ile rahmet eyle!"
    "LA MEVCUDE İLLALLAH"
    "La ilahe illallah ala muradillah"
    8 ay önce gönderildi #
  5. Gulsen
    Dua Dostu

    Abdül Kadiri Geyîânî,
    Ahmede’r- Rüfaî,
    Bahaddin Nakşibend,
    Hacı Bayrami Velî,
    Hacı Şabâni Velî,
    Hacı Bektaşi Velî
    Ahmedi Yasevî,
    Beyazidi Bestamî
    Dussukî,
    Aziz Mahmud Hüdaî,
    Ümmi Sinan,
    Muhiddini Arabî,
    Hazreti Ali
    Hazreti Fatma
    Caferi Sadık (Tayyar)
    ve Münir Derman hz.
    ***
    Mübarek ruhlarına Fatihalar okuyorum
    Allah şefaatlerinden mahrum eylemesin bizleri
    Amin.

    8 ay önce gönderildi #

Bu başlık için RSS kaynağı

Cevapla

İleti göndermek için giriş yapmalısınız

Dua Dostlugu. . . gururla bbPress ile destekleniyor.
Türkçe çeviri: eminbuğrasaral